ÜTOPYALAR
SONRASI 2005
NE ÜMMETİZ! NE DE KÖYLÜ!
KARMAŞIKIZ, KARMAŞIK
05-1. ALTIN
ORANDAN ALTIN KAOSA
İnsan aklının düzeni arama
stratejisi olan doğrusalcı ve indirgemeci düşünce, bugün bilim ve
aydınlanma simülasyon projeleri ile örtülen bir Batı uygarlığı ideolojisi
iktidarına (modernite) dönüşmüştür. Bu ideolojinin, özellikle hem kozmos da hem
de atom altı dünyada temel fizik yasalarının anlaşılmasında başarılarını,
doğanın insan aklı için tam olarak anlaşılabilir olduğunu kanıtlamaya çalışan
Dekartçılar kadar olmasa da “inkar” etmeme durumundayız. Hala yeni “keşifler”
için hayranlıkla peşinde koşulan bu “kutsal” düşünce sisteminin “mantığına”
göre parçalama işlemi bütünün doğrusallığını bozmamalı, yani bu parçalar
toplandığında yaklaşıkla da olsa bütün elde edilmelidir. Düzenin öznesi olduğu doğrusallığı, doğrusallığın nedeni
olduğu düzeni bozabilecek olan dinamikler yok sayılmalıdır. Bu gözlemlerimizle
bulunan deliller tarafından belirlenir
ki, göreceli olması yanında bu seçimde kültürümüzün ve hislerimizin de etkisi
vardır. Seçim aklın aradığı düzene daha kolay ve çabuk götürecek olanı seçmek,
insanın doğa üzerinde kurmak istediği iktidarının güçlenmesi yönünde olur.
Beyaz mermerlerle kaplı Pisa
Katedrali’nin içinde sallanmakta olan şamdan Galileo Galilei’nin aklında
basitleşip düzenli sallandıkça doğanın sırlarını ortaya dökmüştür. Katedralin
duvarları ile sınırladığı doğrusallığı
iktidarına sembol yapmış olan Katolik
Kilisesi’nin Galileo’nın aklına direnmesinin temelinde yatan düzeni ret etmek
değildir. Düzen için doğrusallaştırmada nelerin önemli nelerin önemsiz
olacağına karar vermedeki iktidar kavgasıdır.
Aklın düzeni arama stratejisine
doğanın desteğini esirgemediğini söylersek abartmış olmayız. Eski dinler bile
doğanın ilahi düzenindeki sırlara dayanırdı. Eski Mısır’da yıldızların
düzeninin sırrı Hermetik metinlerdeki iki cinslilikte saklıydı. Eski Yunan’da
“Tanrıça Venüs” gezegenindeki dişiliğin sırrı, her dört yılda bir eliptik
semada çizdiği beş köşeli mükemmel yıldızın köşelerini bir birine birleştiren
çizgilerin kesişmesindeki altın oranda saklıydı. Kiliseyi güçlendiren her Pazar
düzenli bir şekilde tekrarlanan ayinlerle doğanın metaforsal bir tekrarıydı.
Her yeri saran modernite
iktidarına doğanın primleri olan “hareket(ler)” var. Bunlar periyodik
(titreşim) hareketleridir. Dünya kendi etrafında 24 saatte bir gibi periyodik olarak
düzenli döndüğünde, güneş her gün doğduğunda dünyada yaşam ortaya çıkmıştır ve
bu yaşamının hala sürmesinin nedenidir bu düzen. Dünya güneşin etrafında
döndükçe her baharda (Nevroz) doğa yeniden canlanacaktır. Doğada titreşim yapan
daha çok yaşıyor ve kendini koruyor.
Düzeni veren bu periyodik
hareketleri insan aklının fark etmesinin tarihi altın oran tarihi gibi kadar çok eski değil. Bu Newton ile başlayan
aklın üç yüz yıllık bir hikayesi. Aklın bu düzeninde dalga hareketleri birbirlerine
karışmıyor. Özelliklerini koruyorlar. Örneğin ışık ve ses dalgalarla temsil
ediliyorlar. Güneşten gelen ışığın kırmızısı ile trafik ışığının kırmızısı
birbirine karışmıyor çünkü. Fotonlar birbirine karışmıyor. Yoksa cep telefonu
diye bir şey olmazdı. Kuzuların sesi
ile çobanın çaldığı kavalın sesi birbirine karışmıyor.
Modernite iktidarı bu periyodik
“altın hareketlerle” kurulan düzendir. Bu düzeninin sırrı ise bu periyodik
hareketler öncesindeki karmaşıklıktadır.
Ne olmuştu da dünya Nevroz için kendi etrafında dönmeye başlamıştı. Ne
olmuştu da sesler dalgalar halinde yayılmaya başlamış ve bir birine
karışmamıştı da Beethoven’ın 9. senfonisi “Birleşik Avrupa”nın önünü açmıştır.
Ne olmuştu da tek hücreliler örgütlenip organizmaları oluşturmuşlardı akıllı
insan için. Ne olmuştu da dişi erkek
olmuş, bunlar örgütlenip aile olmuştu.
Her ne kadar bu sırları
arayanlara uzun yıllar bilimin sapkınları denmiş ise de, bu sırlarla dünyaya
yeni yolda baktığımızda modernite
iktidarını kaybedecektir.
Elektronun yerini ölçerken,
ölçenle ölçülenin birbirine karışması ile özne ve nesnenin birbirinin içine
girmesi, bir bütün oluşturması söz konusu edilince, kuvantumun felsefi yorumları sadece küçük mesafe ve zamanlarla
kalmadı, modernite iktidarları atom dünyasında geçerli olan şaşalı zaferlerinin
peşini bırakmadılar, onu sosyolojiye, psikolojiye uyguladılar. Hawking zamanın
ABD Başkanı Clitonun’un önünde Formüla-Una yarışına bile uyguladı!
Kuvantum mekaniği Entropi
kavramından sonra mikro dünyada modernitenin kendini kurtarmada en önemli
mucizesidir. Makro dünyadaki mucizesi de temeli Einstein’ın mükemmel bir evren
için geliştirdiği küreselleşme modelidir. Küreselleşme olayı batı geleneğinin
devamıdır. Küreselleşmenin mitolojik aydını olan Einstein’ın “en mükemmel yapı küresel
bir yapıdır orada merkezler kaybolur, orada her yer nereden bakarsan aynı
olmalıdır” dediği yapılaşmadır bu. Bugünün küresel kapitalist stratejisi bu
metaforla ortaya konmuştur. Irak halkları bu metaforla yok edilmektedir.
“Aydınlanmaya evet küreselleşmeye hayır” demek Batı uygarlığı kopyacılığı
sürdürmektir. Küreselleşmenin
karşısında olmanın tek yolu vardır. Bu da modernite dışındaki paradigmalarla
kurulmuş ve Batıdan beslenmeyen yeni
bir dil üreterek dünyaya yeniden bakabilmektir.
Hızlı bilgisayarların
ortaya çıkması ile, doğadaki bu karmaşıklık çukurlarını
anlamada lineerci ve analitikçi
düşüncenin epistemolojik hatalar getirdiği görülmüştür. Özellikle ekolojik
çevrimlerde küçük değişimlerin önemli oluşumlara neden olabileceği anlaşılmıştır.
(Örneğin Lorentz’in kelebek olayı. 2004 konuşmasında üzerinde uzunca
durmuştuk.) Yani lineerci ve analitik
düşüncenin kapsama alanının karmaşıklık çukurları ağı ile örülmüş olan doğal
hayatta kaybolduğunu artık biliyoruz.
Karmaşık (Kompleks)
sistemler non-lineer (doğrusal olmayan) sistemlerdir, yaklaşıklıkla bile olsa
mekanikçi anlayışta yapılan non-lineer modellemeler gibi lineer bir forma
sokulamazlar. Karmaşık bir sistemin
elemanları birbirleri ile bilgi alış verisi içindedirler ve bir saç örgüsü gibi
birbirlerine dolanmışlardır. Bu dolanmışlıklar iç-etkileşmeler, iç-ilişkiler ve
iç-bağlamlar şeklindedirler, eşit ve
tek biçimde dağılmamışlardır ve zamanla değişirler. Bu dolanmışlıklar (dinamik)
elemanlar arasında kendiliğinden bir organizasyon (örgütlenme)
oluşturabilirler.
05-2. KARMAŞIKIZ
Bugün karmaşık insan davranışlarına bağlı
düzensiz dinamiklerle kendiliğinden oluşan organizasyonların ve insani
sistemlerin sayısı ve farklılıkları artıyor.
Bunlar sistemim küresel denetimleri ve dayatmaları dışında kendiliğinden aralarında
örgütleniyor ve dağılıyor. Kendiliğinden simülasyonlardan farklı
duyarlılıklarda ve orantısız düzensizliklerde, adına Duyarlı Düzensiz İnsan
Davranışları Dinamikleri (hareketli simulakrlar) verdiğimiz yeni insanoğlu davranışları
dinamikleri ürüyor.
Modernite adi altında geliştirilen bilim ve teknolojinin
denetleyici ve emperyalist küresel mekanizmalarına, aydınlanmacı ve
ilerlemeci sanal paradigmalarla
kurgulanmış küresel simülasyon mekanizmalarına rağmen düzensiz duyarlı
insan davranış dinamiklerini kontrol
etmeleri zorlaşıyor. Öngörmedeki zorluklar, bu dinamiklerin ortaya çıkmadan yok
edebilme teknolojilerini yetersiz kılıyor. Partiler, lobiler, dernekler ve
çeşitli formatta ve renkte sivil toplum örgütleri gibi sürdürülebilir
organizasyonlarla bunları düzenli duruma getirmelerinde ve
normalleştirmelerinde gün geçtikçe gecikiyorlar. Düzensizlik içinde tekrarlanan
düzeni arayan, evrenin aklını taklit eden (metafor) modernite kahinlerinin
(insan ve siyaset bilimcileri) zamanı sona eriyor. Aydın kavramı yapı bozumuna uğruyor.
Duyarlı Düzensiz İnsan Davranışları Dinamiği (DDIDD)
kuramını (*) coğrafi bölge derinliğinde anlamada Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)
önemli bir somut örnektir. DDIDD kuramının POB için kritiği Baudrillard’ı
simülasyon kuramı kritiğinden farklıdır, Edwar Said’in Oryantalsizim kuramı
söylemini ise doğrular. Kuramımıza göre;
bilgi akışı ve iletişim karmaşıklığından oluşan simülasyonların ürünleri
olan düzensiz duyarlı insan dinamikleri Ortadoğu toplumlarının önemli bir kısmı
içinde altın kaos barındırmaktadır. Bu altın kaos eşiği surecinde doğulu
siborgların kendiliğinden örgütlenmeleri
Bati Uygarlığı’nın hegemonyasına
son verebilecek yeni bir uygarlığın ortaya çıkmasına neden
olabilir. BOP’nin ortaya konması
nedeninin gerçek sırrını DDIDD kuramımız deşifre eder. Batı uygarlığı
iktidarına karşı değişimin ancak Ortadoğu’da olabileceğini Yeni Dünya Düzeni
mühendisleri tarafından da tespit edilmiştir. Ve ortaya çıkabilecek bu devrimin
önünü kesmek için patronlarına POP’ni önermişlerdir. Çaresizlik içindeki Batı
uygarlığı iktidarının sürdürebilir devamı ve küresel hegemonyası için Yeni
Dünya Düzeni mühendislerinin (Harward
gibi bilim mabetlerinin kapalı havuzunda sırt ustu yüzen pregoklar) sezgilerine
güvenerek Irak’a saldırmışlardır. Bu
proje doğrultusunda Irak’ta yalnız insanları yok etmeyi değil, Irak insani
sistemlerinin düzensiz dinamiklerini
besleyen kültürünü de ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. Yarın ki saldırıları
da aynı amaç için olacaktır. Ancak onlara direnen makine –organizma melezi
siborgların Batılı siborglardan farklı
olması tüm beklentilerini boşa çıkartacaktır.
Bugün çağımızın insanı kendi doğal dünyasının
karmaşıklığı yanında, çevresiyle olan karmaşık ilişkileri ivmeli bir şekilde
teknolojileşmekte, bilgisayarlaşmakta ve ulusal ve uluslararası kurumların
yanında sivil toplum örgütleri ile bir saç örgüsü gibi sarmallanmaktadır.
Bırakalım aydınlanmanın parlak yıllarını, Marx’in ütopik yıllarını bir kenara,
Marcus’un 1960’lı yıllarından bu güne
insanın ve insani sistemlerin karmaşıklaşması büyük bir dönüşüme ve değişme
uğramıştır. Örneğin modernitenin bir kavramı olan aydın gene modernite
tarafından yapı bozumuna uğramıştır. Bu yapı bozumunu insana dayatılan “Bilgi
Çağı” ile savuşturmak, aydının kendinle ve doğa ile olan ilişkisinin
yabancılaştırılması ve kurnazca denetlenmesi olarak değerlendirmek yeterli
değildir. Bu söylemler aydının
karmaşıklığını (yapı bozumunu) anlamayı bir yana bırakıp, aydının toplumlardaki
ayak izlerine bakmaktır. Bu çabalar aydına ve aydının çevresi ile olan
ilişkisinin dinamiklerine temel çözümler buluyormuş gibi olan kolaycı doğrusal
çözümlemelerdir, bu ideal bir sistem
olan fiziğin temel dinamiklerini
anlamada bile sarsıntılı günler geçirmeye başlayan indirgemeci
düşüncenin alışkanlıklarını sürdürmedir. Bu temelde insandaki karmaşıklığı doğrusallaştıran indirgemeci
düşünceden kopamamaktır. Her hangi biri olduğu kadar aydının da insani
sistemler ile olan ilişkisinde düzensiz
dinamikler üzerine kuramlar
geliştirilmeden, örneğin “gerçek
bütünlüğü ve özgürlüğü bulmada teknolojik ilerlemenin can damarı olan kitlesel
iş bölümünün ortadan kaldırılmasını yegane derin özgürleşme projesi” olarak
gören John Zerzan bu projesini nasıl başarılı bir şekilde sonuçlandıra bilir?
Bilgilenmesi ve çevresi ile olan ilişkileri böylesine
karmaşıklaşan dünyasında insanoğlu gibi aydının da yaşamını özgürleştirebilecek ve bu yeni dünyasında var olduğunu
ortaya koyabilecek yeni yolculuklara
çıkması için geriye bakmasının artık hiç bir yararı yoktur. Kendi kendilerini
evrensel ilan ederek, kendi kendilerini yapı bozuma uğratan Batı uygarlığı
iktidarı aydınlanmasının çizdiği rotanın dışına çıkılmalıdır. Bu rotanın geçmişine (dört yüz yıllık
hikayesine) ve geleceğine (Harwardlı kahinlerine) bakıp bu karmaşıklıkta yol
aramak bu yapı bozumu daha da içinden çıkılmaz bir duruma getirmekten başka bir
işe yaramaz. Şövalyeliklerinin zamanı
bitmiştir, ancak geçmişlerinin simülasyonları ile sanal kahramanlar (matrix)
yaratarak iktidarlarının sürebileceğine inanmaktadırlar. Bugünün karmaşık
insanına olduğu kadara aydınına da yol gösterecek onun şimdisidir ve bu gelinen noktada insanoğlunun şimdisinde
özgürleşmesi çok görülmemelidir.
İnsanoğlunun yeni arayışlarla peşinde olduğu bu çağa
“postmodern çağ” diyen Fransız felsefeci Lyotard’a ve onun kritiklerini yerinde
bulan Batılı aydınlara (postmodernistlere) karşı ön yargılı duran aydınlara
sormak lazım. Çok değil, 1950’lerle
birlikte okuduğunuz okullardan daha çok çevrenizle, sinemayla, medyayla bilgilendiğinizi, internetde dolaşarak
sanallaştığınızı, elinizdeki mobil telefonlarla siborglaştığınızı, üyesi olduğunuz sivil toplum örgütleri ile sarmallandığınızı, her gün artan bir
karmaşıklıklar ağının sayısız çukurluklarına
batıp çıktığınızı inkar mi
ediyorsunuz? Modernite ideolojisinin bilim ve aydınlanma projeleri olan
simülasyon mekanizmalarının denetleme ve akıllaştırma sınırlarının
yıkıldığını göremezlikten mi
geliyorsunuz! Yoksa bugünün düzensiz insan davranışlarını öngörebilecek
fukuyamacıklar mısınız? E. Said’in anlamamız için son nefesine kadar diller
döktüğü, kitaplar yazdığı modernitenin ötekiler için dayattığı oryantalist
kavramından kendinizi küçük görmeyi yırtıp çöpe atmaya cesaretiniz mi yok?
Yoksa Lyotard’in kendisi olan bir “aydın” gibi gözükmekten mi çekiniyorsunuz?
05-3. KARMAŞIKLIK BATI UYGARLIĞINI BESLEMEZ
Geliştirdiğimiz DDİDD kuramında; (kuram hakkında daha geniş bilgi
edinmek isteyenlere 2004 yılki konuşmamızı okumalarını veya Davetsiz Misafir
Dergisi’nin 2004 Bahar ve Kış sayılarında yayınlamış olan denemelerimizi
önerebiliriz) sosyal ve ekolojik sistemlerde bir biri içine geçmiş olan
elemanları düzensiz insan davranışlar dinamiğinin kendiliğinden örgütlediği
kabul edilir. Bu örgütlenmede hiyerarşik indirgeme ve orantı yoktur. Kuramın
dili karmaşıklık paradigması ile
geliştirilir. Kuram bireyden en geniş örgütlenmeye kadar (eko sosyal
sistemlerde) bir simülasyon ürünü
olarak kendiliğinden ortaya çıkan düzensiz ve sisteme duyarlı dinamiklerin bir
kaosa neden olabileceğini ve ancak bu
kaosun oluşturabileceği bir faz (bıçak sırtı)
sonrası dönüşebileceklerini, değişebileceklerini ve
evrimleşebileceklerini söyler.
Toplumsal ve siyasal fenomenler ancak
söylemsel olarak kavranabilir. Teori olmadan anlaşılamaz. Teorik paradigmaların
ve söylemlerin daima her türlü toplumsal etkinlik (davranışlar) içinde mevcut
olduğunun farkında olmamız gerekir. Teorik paradigmalar ve söylemler insanların
neden direndiğini, nasıl direndiğini, aslında neye direndiğini kavramak için
esastır. (karmaşıklık paradigması
üzerine kurduğumuz DDİDD teorisi insan davranışlarının nedenini, nasılını ve
neden ortaya çıktığını kavramak için
esastır. Bu kavrama bu dinamiklerden oluşacak insani sistemlerindeki (toplumsal
ve kültürel) ve insanın çevresi olan
ilişkisindeki (ekoloji) eylemleri, dönüşümleri ve değişimleri ve hatta evrimleri ön görmeye çalışır. DDİDD teorisi
bu davranışları besler. Zenginleştirmenin yolunu söyler. Bunları yok etmek
isteyen üstü örtülü küresel simülasyon mekanizmalarının maskelerini düşürür ve
çelişkilerini ortaya çıkartarak oyunlarını bozar. Bu yüzden DDİDD teorisi ile siyaset arasında “simbiyotik” bir
ilişki vardır. DDİDD teorisi insani hareketlerden devamlı beslenir. Örneğin
Irak’ın bugünkü toplumsal yapısını ve insan dinamiklerini tarafından beslenen
bir teoridir DDİDD. Öte yandan da DDİDD teorisi düzensin insani davranışların
neden ve nasıl ortaya çıktığını mümkün kılmaya çalışır ve bu davranışların gelecekteki etkinlik alanlarını anlamaya
çalışır, örneğin Büyük Ortadoğu Projesinin maskesini düşürür.
Çevremiz değişimlerin,
dönüşümlerin ve evrimlerin habercileri olan duyarlı düzensiz insanlarla dolu.
Bu kendilerinin (haberciler) bu özelliklerinin olduklarını farkında
olmayanlardan (habercilerden) çevresi (biz) farkında olmadan etkileniyor(uz).
Bu çevresinde (içimizde) oluşan göremediğimiz, dokunamadığımız ve
hissetmediğimiz kırılmalar (kaos eşiği) sonrası değişimin ve dönüşümün
nedenleri. Bunun dinamiği de modernitenin sosyal ve ekonomik rasyonall
gerçekleri üzerine kurulamayan ve ancak o an üzerine kurulacağı
hiper-gerçeklerin neler olacağına karar veren ve hareketli simulakrlar üreten
kendiliğinden simülasyonlardır. DDIDD kuramı Baudrillard’ın kuramı tanımı
dışında kalan bu hareketli simulakrlarin bir kaos eşiğine neden olabilecek bir
süreci başlatabileceğini söyler. DDIDD kuramı insanoğluna kendini iktidar
olmadan çözmesinin, kendini yeniden bulmasının, doğayı yeni bir yolda
görmesinin, özgür insani sistemlerin yeniden kurulmasının şifrelerinin
çözümünün bu hareketli simulakrlarin (altın kaos) dilinde saklı olduğunu
söyler.
05-4.
FUKUYAMACIKLARIMIZ
DDİDD kuramı ile post yapısal durumlara bakarak konuşursak, Foucault’un Fransız akıl hastaneleri ve
hapishaneleri üzerine kurduğu söylemleri gibi, Boudrillard simülasyon kuramı
gibi DDİDD teorisi Batı uygarlıklı bir
tarihsel bir bağlama dayanmıyor. Derrida’nın post-yapısal söylemleri gibi
Avrupa merkezli olma sorunu da yoktur.
Aksine 15. yüz yıl Avrupa’sında başlayan paradigmalarla temellenen indirgemeci
düşünceye tamamen zıt olan, yok edilmiş Doğu felsefesinin üzerine kurulmuştur. Küresel ve kültürel
çatışmalar ise tamamen Batı merkezlidir.
Karmaşıklık paradigması üzerine
temellenmiş DDIDD kuramı ile bugün modernite ideolojisinin Bati Uygarlığı
iktidarına dönüşmesini sağlamış olan aydınlanma ve bilim projelerini sorgulayabiliriz, bunların evrensel
olmadığını kanıtlama arayışlarında bulunabiliriz. Bir “post-modern kritik” olma
ötesinde sosyal ve ekolojik sistemlerin gelişmesi,
değişmesi ve evrimleşmesi üzerine mevcut modelleri tartışabiliriz, yeni
modellerin önünü açabiliriz. İnsanı özgürleştirebilecek olan, onu
doğası ile tekrar bütünleştirecek olan, onu yabancılaşmaktan kurtaracak olan
projeler geliştirebiliriz. Yoksa;
bırakalım karmaşıklık paradigmasını, altın kaos arayışlarını, doğadaki altın
oranın, altın hareketlerin sırlarını duymaya kulaklarını kapatmış olan sair Atila İlhan bize ümmet, bilgili Murat
Belge köylü der diye ürkecek, bu arayışlardan vaz mi gececeğiz? Bunlardan
da ürkmezsek; sistem bize sırtında
anarşist yazan siyah gömlekler giydirip, ulusal “post modern” komplolarla bizi
üniversitelerden attırır korkusu ile kıçımızın
üstüne mi oturacağız? Yoksa Yalçın Küçük’ün diline mi düşmekten
korkacağız. Batının bu hiper-gerçek aydınlarının (fukuyamacıklar) ağızlarına
bakıp bakalım şimdi bize ne gibi
projeler sunacaklar diye bekleyecek miyiz? Bu projelerle ürettikleri yeni
simülasyon programlarını okullarda öğrenecek, öğretecek miyiz? Bunların sanal
kurgularını oturup TVlerde, sinemalarda
seyredecek miyiz?
Dört yüz yıl içinde bilim ve
aydınlanma projeleri ile Batı uygarlığı iktidarına dönüşmüş olan modernitenin
sonunun geldiğini sistemden geçinen kahinleri (aydınlar) daha ne kadar inananlarından ve efendilerinden saklayabilecekler
ki! Örneğin inanalar için çevirdikleri Matrix gibi, kompütürize etmiş oldukları toplumun rasyonel
geleceğinin değil, dijital geçmişi Batı uygarlığı hiper-gerçeği olan bilim kurgu filmleri ile, çaresiz kalmış
entelektüellerinden övgüler ve ödüller alan sanal Moore’un ABD Başkanı Bush
üzerinden sanki kelebek etkisi yapacakmış Fahreneit 9/11 gibi, “belgesel”
simülasyon filmleri ile, Dan Brown’un Bati Uygarlığının geçmişteki hiper-gerçek
gizemli şifrelerini gelecek için gerçek olarak arayan “global best-seller” olan
kitapları ile ve en önemlisi post-modern çağın düşünürleriymiş gibi
aydınları ile Alan Sokal gibi Pentagon
bilimcileri arasındaki, benim küçüklüğümden hatırladığıma benzer “ver cicozu, al cicozu, hani ye cicoz? iste
cicoz!” entelektüel oyunları ile inananlarının etrafında döndükleri iktidar
uyutmasını sürdürmektedirler. Batı iktidarının kurgularını taklit etmekten
başka hünerleri olmayan hiper-gerçek aydınlarımız ise gittikçe hırçınlaşmakta.
Zorbalaşıyorlar, çünkü sistemden geçinen bu fukuyamacıkları seyreden gençlerin
sayısı gün geçtikçe azalmakta bu ülkede.