KÜRESELLEŞME-BİLGİ VE EĞİTİM VE TÜRKİYE (x)

 

 

I. GİRİŞ

 

20. Yüz yılın ikinci yarısında gezegenimiz nükleer silahlarla donanmış süper güçler  arasında Soğuk Savaş yaşadı. Soğuk Savaş sırasında süper güçler ulusal güvenlikleri ve ulusal prestijleri adına fen bilimleri araştırmalarına büyük paralar harcadılar. Soğuk Savaş sırasında fen bilimleri büyük bir hızla gelişti ve renklendi. 20. yüzyıl sona ermeden yarıiletkenler, bilgisayarlar, kilometrelerce uzunluğundaki hızlandırıcılarda yüksek enerjili deneyler, çok amaçlı uydular ve teleskoplarla uzay keşifleri yapıldı.  Soğuk Savaş adı altındaki, bilimsel bilgiye sahip olma mücadelesini ve iletişim ve uzay teknoloji yarışını Bati (ABD ve AB ittifakı) kazandı. Uydu ve iletişim teknolojideki bu Batı merkezli “devrim” dünyada yeni bir küreselleşme tekniğinin (modern insan teknolojisi) lokomotifi oldu. Çok hızlı gelişen modern insan teknolojisi her boyutta etkili olurken, yeniden yapılanmaların yanında her alanda, özellikle sosyal, politik ve ekonomik evrim, devlet, hükümet, eğitim, bilim, sivil toplum gibi alanlarda yer alan kavramların değişmesine sebep oldu.  

  

 

II.  DISI OLMAYAN KAPİTALİST KURESELLESME  

 

Batı merkezli modern insan teknolojisini ele geçiren kapitalist sistem “Küresel ve Dışı Olmayan” bir modelle gelişmektedir. Bu modelin adı da konulmuştur; “Yeni Dünya Düzeni (YDD)”.  Küresel simetrili ve dışı olmayan bir sistem  kozmolojik ilke altında sürdürülebilirdir. Kozmolojik ilke, Galileo’dan bu yana lineerci Batı bilim anlayışının geldiği üst sınırdır ve  sürdürülebilir bir evren yapısı için ortaya konmuştur.  Bu ilkeye göre; küresel büyümede sürdürülebilirlik sistemde mevcut ölçülebilir özelliklerin eşit dağılımına ve sistemin  her yerden aynı görünmesine (merkezin kaybolmasına) bağlıdır. 

 

Kapitalist İktidar tüm dünyaya bu model ile yayılabileceğini düşünmektedir. Bu  yayılmada kapitalist sistemden arınmış, ya da kurtarılmış bir bölgeden, söylemden ve toplumsal bir hareketten bahsedilmez. Bu yapılaşmayı çok iyi bilen kapitalizmin ideologları ve teknisyenleri, sistemde kapitalist bir iktidar için geçerli olacak değerleri öne çıkartırlar ve sistemin bunlarla  her yerden aynı görünmesi için gerekli programlar üretirler. Sistemin her yerinde toplum ve birey arasındaki hiyerarşik mesafenin orantılı bir şekilde açılmasını sağlayacak tedbirler alırlar. Modern teknoloji ile donanmış küresel programlarında mekanikçi felsefenin ve modernite söylemlerin yerini simülasyon alır. Çünkü kapitalist küreselleşme tüm dünyayı kapsamayı hedeflemiştir ve bu günkü dünya çok parametrelidir. 

 

Kapitalist iktidar, çıkarı ve devamlılığı için kaoslar üretmek veya kendiliğinden ortaya çıkan kaosları kontrol etmek için yapacağı simülasyon programlarında uygun parametreler seçmek zorundadır;   kapitalist sistemden geçinenlere parametreleri ayıklattırırlar. Sistemde her yerden aynı görülebilecek kendi kontrollerinde olan özellikleri ve değerleri öne çıkartmak için dayatmalarda bulunurlar. Sistemde iktidarlarını bozacak yapılaşmaları ve kendilerinin kontrolünde olmayan oluşumları, “yapım hatalarını” gene sistemin kendisine yok ettirmeye çalışırlar. 

 

Foucault  “İktidarın kendini bilgiyle, özellikle  modern iktidar teknolojileri ile donatıp temellerdir meye başlamasının tarihsel bir dönüşüm olduğunu” söyler. İşte bu dönüşüm sonrasında, hegemonyacı kapitalizm yukarıda kısaca değindiğimiz küreselleşme stratejisini yürütebilmek  için modern teknoloji donamlı bilimsel bilgi ve eğitim gücüne daha sıkı sarılmıştır. Ayrıca bu Batı uygarlığı  iktidarının bilgiye ve eğitime dayanması geleneğinin bir devamıdır.

 

 

III.  KÜRESELLEŞEN BİLİM VE EĞİTİM

 

Küreselleşen kapitalizm tüm dünyaya yayılmak için, Batı merkezinin görünmez olacağı! küreselleşen bilim ve küreselleşen eğitim programları geliştirmektedir ve küreselleşen sistemin her yerden aynı görünmesi için bu mekanizmaları “akıllıca” kullanmaktadır.  Bu bilimsel ve eğitim küreselleşmesinde kapitalist iktidarın diğer bir amacı da istemediği, ya da kurtarılmış (bağımsız)  bilimsel araştırmaları ve eğitim kurumlarını, yeni bilim söylemlerini ve yeni bir eğitim hareketlerini engellemektir. 

 

Şimdi kapitalist küreselleşmenin kullandığı önemli Küreselleşen Bilim ve Eğitim Mekanizmaları (KÜBEM) nı kısaca gözden geçirelim [1].

 

A)  Uluslararası Araştırma Merkezleri:   Maliyeti çok yüksek deneylerin yapıldığı veya projelendiği uluslararası görünümlü araştırma merkezleridir. Bu merkezlerin Batının soğuk savaşı  kazanmasına simülatif katkıları olmuştur. Bu merkezlerde teknolojinin geliştirilmesi çok uluslu şirketlere ihale edilir ve bu üretilen teknoloji (fakir ülkelerin ekmeklerinden keserek verdikleri paralar da dahil) bu şirketlerin tekeline girer. (Bu araştırma merkezlerine bir örnek olarak İsviçre (Genevre) ve Fransa siniri üzerinde kurulmuş CERN’i verebiliriz. Örneğin CERN’de yapılması planlanan ATLAS deneyinde kullanılacak en büyük parçacık fiziği detektöründe 7000 ton ağırlığında ileri teknoloji kullanılmıştır. Bu ileri teknolojinin üretimi birkaç uluslar arası şirketin tekelindedir. Deneyde 33 ülkeden 1800 fizikçi çalışmaktadır. Deneyin giderleri için para CERN’e üye ülkeler yanında CERN’e üye olmayan diğer ülkelerin bilimden kopmamak adına  katıldıkları deneyde söz hakkı olmayan küçük gruplardan gelmektedir.) Ayrıca; bu merkezlerle ulusal araştırma merkezleri kavramından hızlı bir şekilde uzaklaşılmaktadır. Fakir ülkelerin konularında uzman bilim insanı kaynakları ve zenginlikleri, "bilgi çağı" nı yakalama adına, her ülkenin bilimi insanı grubunun araştırma yapmasına ve bireysel yaratmasına açık bu uluslararası merkezlere kaydırılmaktadır.  

 

Üniversiteler "bilimin sınırlarının zorlandığı" bu  araştırma merkezlerinin çekiciliklerine kapılmakta, bu merkezlere bağımlı projeler teşvik edilmektedir. Bu merkezlere uyumlu olmayan  bağımsız üniversite araştırma laboratuarlarının yaşaması zorlaşmaktadır. Tez çalışmaları bile üniversitelerden koparak hızlı bir şekilde bu merkezlere kaymaktadır. Genç bilim insanları, araştırmaların etiksel olarak tartışıldığı, gerektiğinde mevcut bilimin dayatmalarının  sorgulandığı  ve bağımsız düşünen özgür bir üniversite ortamından kopmaktadırlar ve  kapıları özel şifrelerle açılan bu araştırma merkezlerinin odalarına kapatılmaktadırlar. Gerçek amacının ne olduğunu bilmediği ancak belli bir kısmında uzman olduğu araştırmaların içinde kaybolarak bir "küreselleşen kapitalist sistemin bilgi toplumu bilim insanı" adayı olmaktadırlar. Bu araştırma merkezlerinin, üniversiteleri akademik kariyer almak için fason çalışmaların ve tahlil tipi araştırmaların  yapıldığı, deney aletlerinin marketine dayalı laboratuarları olan ve yalnız bilgilerin aktarıldığı dershaneleri olan  "bilgi toplumu üniversitelerine" dönüşmesinde bir potansiyel dayatma oldukları ortadadır.

 

B) Elektronik Yayıncılık :  Internetin yayıncılıkta kullanılması ile, özellikle araştırma sonuçlarının yayınlandığı dergiler için, kağıt, basım ve postalama gibi küreselleşmeye mani olan engeller ortadan kalkmıştır.  Soğuk savaş sırasında başlatılan "saygın uluslararası bilim dergisi ve en iyi kitap" gibi propagandalara, bu yayınlarla (bunların önemlileri Batı bilim anlayışı sahip NGO larla uluslar arası sermayenin denetimindedir veya bunların sponsoru ileri teknoloji ile donanmış deney aleti! üreten ve bunları fakir ülke üniversitelerine ve ulusal araşırma merkezlerine pazarlayan uluslar arası şirketlerdir. ) bir ülkenin bilim ve üniversiteler erkini belirleme çalışmaları da buna eklenince bilimsel yayınların küreselleşmesinin önü açılmıştır. Yani; küreselleşen kapitalizmin bilim ve teknoloji politikalarını, akademik çalışmalarını ve eğitim programlarını kendi amaçlarına göre yayması ve yönlendirmesi kolaylaşmıştır.   Ayrıca; bilimsel yayınların bu şekilde küreselleşmesi, bilimin Batıdan ithal edildiği ülkelerde ülkenin üniversitelerinin kalitesini koruyan, ülkenin bilim politikalarını geliştiren ve planlayan bilim taşeronu azınlığın ülkenin bilim toplumunu hegemonya altına almadaki şansını arttırmıştır. 

 

C) Bilgi Toplumu Üniversiteleri: Kapitalist iktidarın yayılmasında bilgi gücünü Batıdan ithal etmiş veya Batı bilim geleneği şırıngalınmış ülkelerin üniversitelerinin ve bilim politikalarının önemi büyüktür. Bu üniversitelerde ortak eğitim programlarının önemi tartışılmaz.  Üniversite eğitimini yaygınlaştırma adına; öğrenci transferi, lisans üstü programları arası  geçişteki uyumluluk gibi, temel bilimler eğitim programlarına ve ders içeriklerine  getirilecek standartlaşmalar, "bilgi toplumu" küreselleştirme programlarının  önemli yapılaşmalarından biridir.  Örneğin eski doğu bloğu ülkelerin  temel bilimlerde geleneğe sahip üniversiteleri bu programlar çerçevesinde gelenekçi eğitim yapılarından uzaklaştırılmışlardır.  Bu üniversitelerde ortak eğitim programlarının yerleşmesi için  büyük harcamalar yapılmaktadır. Ortak programlarla eğitimi standartlaşmış üniversitelerin internetle merkezden eğitilmesi kolaylaşacak ve kapitalist iktidarın hizmetinde aynı dili konuşan "bilgi toplumu üniversitelerinin" çoğalması sağlanabilecektir. 

 

D) Bilgi Toplumu Bilim İnsanları ve Sivil Bilim Örgütleri: Kapitalist iktidarın hizmetindeki bilim adamları, bilgi gücüne sahip olmalıdırlar. Bu gücü örneğin nükleer santrallere karşı çıkan gençlere karşı bilim adına kullanmalıdırlar! Quarkların gizemli  dünyasında gezinmelidirler ama bu deneyler için geliştirilen teknolojinin uluslar arası sermayenin tekelinde olması ve bu teknolojinin silahlanmada kullanılması onları rahatsız etmemelidir! Evrenin sınırlarında dolaşmalıdırlar ama uydularına eklenecek bilimsel amaç dışı bir aletle ilgilenmemelidirler.  Bu bilim insanları  kendilerini şimdiden "bilgi toplumunun" ayrıcalıklı bir kastı, bir anlamda küreselleşen kapitalizmin bilim derebeyleri olarak görmektedir.

 

"Sivil Bilim Toplum Örgütleri" nin KÜBEM programlarına karşı durması beklenemez. Çünkü bu örgütler, kuruluş amaçları nedeniyle, batı da uluslar arası sermayenin, gelişmekte olan ülkelerde ise bilim taşeronu azınlığın kontrolüne girmişlerdir.  Bilim toplumundaki bu olumsuz duruma Batı merkezli bilim anlayışında bilimin ve bilim adamının bugün geldiği yeri de eklemek gerekir. Bilim tarihçisi Kuhn’un soğuk savaş sırasında yaptığı çıkışlar KÜBEM programlarında yerini bulmaktadır.  Kuhn’a göre; Batı merkezli geleneksel bilim anlayışında bilimin ilerlemesi, bilginin birikmesi, her buluşun kendisinden önce yapılmış buluşların en sonuncusuna ilave edilmesi durumuna gelmiştir. Ve Batı da yeni teorilerin doğması içinde deneylerden çıkan yeni olguların teorileri gerekli kılması şeklindedir. Kuhn’a göre; “Bilim adamı demek kusursuz rasyonel düşünceye sahip insan demek değildir.”  Kuhn’un şemasında bilim normal olarak büyük ölçüde temizleme operasyonlarından ibarettir; “Özellikle soğuk savaş sürecinde (ve sonrasında) deneyciler  evvelce defalarca gerçekleştirilmiş  olan deneyleri ele alıp bunların değişik versiyonlarını (fakir ülke üniversitelerine deney aletleri pazarlamak için) gerçekleştirirler. Teorisyenler bir teori duvarını düzeltirken şuraya bir tuğla ilave eder, oradaki bir pervazı yeniden şekillendirirler. Zaten başka türlü olması da mümkün değildir. Yirminci  yüzyılda, örneğin akışkanlar dinamiği inceleyen bir uzman önce, kendi çalıştığı bilim dalına ait terminolojiyi ve matematik teknolojiyi kavrayamadığı takdirde kendi alanında bilgi geliştirmesi mümkün olmayacaktır. Buna karşılık, bilinçsiz olarak, kendi bilim dallının temellerini sorgulama özgürlüğünden de büyük ölçüde fedakarlık etmiş olacaktır. Bunlar bugün  herkesin üzerinde mutabık kaldığı öyle bir başarılı bir çalışma sitili tanımını ortaya koymaktadır ki, bir çok bilim adamı bu stil sayesinde lisansüstü çalışmalarını yürütmüş, doktora tezini tamamlamış ve akademik kariyerin en temel gerçekliğini oluşturan bilimsel makalelerini yazmaya muvaffak olmuştur.”   

 

 

IV.  SONUÇ

 

Küresel iktidarlar dünyaya yayılarak, insan kaynaklarını yağmalamak, kültür zenginliklerini kurutmak için  yukarıda kısaca durduğumuz KÜBEM programlarını dayatmaktadırlar. Bu dayatmalarla yayılmaktadır ve fakir ülkelerde eğitim politikaları, bilim ve teknoloji politikaları küresel iktidar yandaşlarına, taşeron bilim adamlarına ve eğitimcilere teslim edilmektedir. Üniversiteler sürdürülebilir küresel gelişme dışındaki alternatif düşüncelerin yasaklandığı yalnız dershaneleri olan beton binalara dönüşmektedir. Dünyada üniversiteleşme hızının son yıllarda  artmasının ve internet ortamında çoğalmasının nedeni kapitalist küreselleşmenin bu politikaların bir sonuçudur [2].

 

Sistem Soğuk Savaş sürecinde Ortodokslaşan  bilim adamlarını küreselleşme mekanizmaları ustalıkla çalıştıracak,  toplum içinde ayrıcılıklı bir sınıfa dönüştürmüştür. Bunların, bilginin ithal edildiği ülkelerde yaratılan kopyaları ise fakir ülkelerin gençlerinin yeni düşünceler üretmesindeki, özgür yaşamasındaki  en önemli engellerdir. Bu engeller oldukça, kapitalist küreselleşme ile yağmalanan ülke gençlerinin hegemonyacıların oyununu bozmaları ve küreselleşen kapitalizme karşı duruşlarda bulunmaları mümkün değildir. Küreselleşme saldırısına karşı direnme cephesinde yer alanlar, kapitalist iktidar -KÜBEM gücü ilişkisini  göz ardı etmemelidirler. Bu cephedeki mücadele 2000 li yıllarda, özellikle bilimi dışardan ithal etmiş ülkelerde daha da önem kazanacaktır.

  

KÜBEM programlarına karşı çıkmadan, modern insan teknolojisini sorgulamadan, bilgi-iktidar ilişkisine karşı durmadan, insanlığa egemen olmak isteyen , dünyamızın ortak zenginliklerini  yağmalamak isteyen  bugünün küreselleşmeci iktidarlara karşı durmadan toplumda nasıl bir değişim olabilir ki! Bu değişimle “bilim toplumu” olmak bir özgürlük yolu olabilir mi?  Bu değişim ancak modernite iktidarlarına aday olmanın bir başka yolu olur.  Küreselleşmenin emrindeki “bilim adamları” nın kiliselerini güçlendirmek olur

 

Modern insan teknolojisi bizi en sonunda “Küresel ve Dışı Olmayan”  sistemin bir parçası yaptı.     Şimdi tek kutuplu dünyamız  modernite ile gelen “dışı olmayan küresel bir sistem” içinde yaşıyoruz. Yani; biz de bu sistemin bir parçasıyız . Bu konumumuzu kabullenmeden  kapitalist iktidarın global saldırısına karşı ideoloji yapılabilir mi?  Bilimsel bilgi gücünün temeli olan pozitivisizm adına, bilimsel doğrunun tekliği adına küreselleşmeye karşı olunabilir mi? Veya küreselleşme taraftarı olup da bilimsel bilgi ve teknoloji  ret edilebilir mi?  Küreselleşen eğitim programlarını istediğin yere kadar kabullenmek, onun taraftarı olmak, istediğin yerden bu programları terk etmek, onu ret etmek mümkün mü? Modern insan teknolojisini ret etmeden, bilim taraftarı olma adına sahip oldukları bilgi gücünü kendi çıkarları için halkına karşı kullanan bilim adamlarına karşı çıkmadan, uygarlığı yakalama adına onları yetiştiren üniversiteleri sorgulamadan küreselleşmeye karşı çıkmak iki yüzlülük değil mi? Bunları tartışmak isteyen gençlerin önü kesilir mi?

            

KÜBEM programlarında Türkiye  yıllardır Avrupa merkezli programların dışında tutulmuştur ve bugünde tutulmaktadır. Türkiye’nin,  ABD merkezli KÜBEM politikalarıyla bölgesindeki ülkeler ile  ortak bilim ve eğitim projeleri üretmesi zorlaşmaktadır. Bu da bölgesel enerji, ekoloji gibi ortak problemlerin çözülmesini geciktirmektedir.

Uzun zamandır Balkanlarda Avrupa merkezli KÜBEM programları uygulanmaktadır [3,4]. (Güney Doğu Avrupa adı altında geliştirilen AB nin Türkiye’yi Balkanlardan uzaklaştırma programı çerçevesinde.) Soğuk Savaş sonrası bu programlar Balkanlarda bilim insanı ve eğitimci erozyonu yaratmıştır. Balkanlarda önemli geleneklere sahip üniversiteler eski güçlerini yitirmişler ve bir zamanlar çok önemli bilimsel çalışmaların yapıldığı ulusal araştırma merkezleri ise kapatılma tehlikesi içine girmiştir. Balkanlarda bazı üniversitelerin ve yerel bilim örgütlerinin bir araya gelmesi ile yapılan gayretler, ulusal bilim örgütlerinin AB ye girmeyi hedeflemiş Balkan ülkeleri hükümet programlarına uyması  ve üniversitelerin ortak projelere parasal kaynak bulmada hükümetlere bağlılığı ve Balkanlı bilim insanlarının ve eğitimcilerinin  Avrupa merkezli projelerin çekiciliklerine kapılmış olmaları kısır çalışmalar ve turistik faaliyetlerden öteye geçememiştir. En önemlisi Avrupa merkezli KÜBEM yanlılarının iddia ettikleri aksine bu programların Balkanlardaki kalıcı barışa hiçbir katkısı olmadığı da ortadadır. Balkanlarda Avrupa merkezli KÜBEM programlarına karşı çıkan Balkanlı bilim adamı ve eğitimcilerde, bilim taşeronlarının ve onlara yaranarak akademik kariyerler elde eden  üniversite öğretim üyelerinin AB ye üye adayı olan Balkan ülkelerinde tekrar güç kazanması ile bilim ve eğitimde  izolasyonculukla suçlanarak etkisiz hale getirilmişlerdir.

Türkiye’nin bilim ve eğitim politikaları ile ilgilenen ulusal kurumlarının gelişim ve destek programlarının önemli bir kısmı ve üniversitelerdeki ders programlarının yapısallaşması [5], üniversitelerde yapılan lisansüstü tez çalışmalarının ve akademik kariyer almada kullanılan makalelerin büyük bir kısmı KÜBEM programlarına uyumludur. Ayrıca Türkiye’de de küçük bir bilim insanı grubu ile çok büyük paralar ödenerek katılı lan Avrupa merkezli  uluslar arası araştırma merkezlerine bağımlı projeler büyük destek görmektedir. Türkiye’de son günlerde üniversitelerin “kalitesini korumak ve yükseltmek” adına uygulanmak istenen  programlar ve “akademik etik” başlığı altındaki  çalışmaların bazıları  KÜBEM küreselleşme programlarının  güçlenmesini sebep olabilecek yapıdadır.  Ülkemizde uygulanmaya çalışılan KÜBEM programlarını sorgulayacak ve bunlara karşı direnebilecek sivil bilim ve eğitim örgütleri yoktur. Var olanların da yaşamasına ve gelişmelerine müdahale edilmiştir. Bazı gazetelerin bilim ve eğitim eklerinde KÜBEM propagandaları yapılmaktadır. Türkiye’nin bulunduğu bölgenin enerji, ekoloji gibi problemlerini çözecek programlar Avrupa merkezli ağırlıktadır.  Bölgede ortak eğitim programları, koordinasyona için gerekli bölgede stabilazyon sağlanamadığında çok uzak görülmektedir.  

 

KAYNAKLAR

[1] G. Akdeniz; " Global Circumstances And the Role of Physics in Balkans "; RACIP2 proceedings, Edit. H.Toki, Tokyo-Japan, p.76 (1996)

[2] G.Akdeniz; "Glabolization in Physics and It's Role in South",

Proceedings international conference on new technologies in physics education Eds;J.Huo , S.Xiang, Hefei-China p. 251(1999)

[3] G.Akdeniz; "The Role of Science in Balkans", International Humanist Unity Conference; Sarajevo, Bosna-Herzogovina. (1998)

[4] G.Akdeniz; “Science and Balkan", VOLTA'99 Conference on Science as Culture, Como-Italy (1999)

[5] G.Akdeniz; " Temel Bilimlerdem Küreselleşme ve Türkiye'de Eğitime Yansıması",    3. Ulusal Fen Bilimleri Eğitimi Sempozyumu, Trabzon-Türkiye (1998)