ÜTOPYALAR SONRASI:  METAFOR VE KARMAŞIKLIK - I

 

Gediz Akdeniz

İstanbul Üniversitesi Fizik Bolümü ve

London School of Economics and Political Science

Center for Philosophy of Natural and Social Sciences

 

www.gedizakdeniz.com

 

 

Doğada karmaşıklık sıralaması sıçramalar yapar. Atom parçacıktan, molekül atomdan, hücre molekülden, organizma hücreden, canlı organizmadan... daha karmaşıktır. Ve, bu karmaşıklık sıralaması sonunda doğal hayata ve doğada bilinen en karmaşık canlı olan insanın bir dinamik olarak yer aldığı eko-sosyal sistemlere dayanır. Kültürel varlıklar gibi ütopyalar da davranışları en karmaşık canlı olan bu insanın eseridir. İnsanın davranış dinamiklerini öngörebilme üzerine yapılabilecek çabalar sosyal olayların ve kültürel varlıkların olduğu kadar ütopyaların nedenselliği hakkında da bize bilgi verebilir.

 

Kopernik’in takipçileri olan Galileo ve Kepler dönemlerinde başlayan redaksiyonist (indirgemeci)  düşünce ile oluşan ve lineer (doğrusal) Newtonsal paradigmalarla geliştirilmiş ve standartlaştırılmış  olan “yetkili bilgi teorileri” doğada sıçramalar yapan karmaşıklık sıralaması ile uygunluk içindedir. Bu bilgi teorileri bize kimyasal özelliklerin fiziksel olaylara göre, moleküler biyolojinin kimyaya göre, biyolojinin moleküler biyolojiye göre daha karmaşıktır... der. Ve, aralarında dibi bilinmeyen karmaşıklık kuyuları bırakarak sıralanan bu bilgi teorileri modern insan bilimlerine gelir dayanır.

 

Biyolojinin temel yasalarının fizik ve kimya yasalarına bağlı durumda olduklarını, ama onların aynı zamanda çok engin fazladan bilgilere bağlı olduklarını ve bu bilgilerin modern bilimlerin gelişmesinde rolü büyük olan ampirik sonuçlarla değil, rastlantısal olarak ortaya çıktıklarını biliyoruz. Yani lineerci ve analitikçi düşüncenin bilgi teorilerinin kapsama alanı, bir sistemi veya bir olayı ideal bir yapıda görmek istesek de göremedikçe, sistem veya olay “bize göre” karmaşıklaştıkça azalır ve içinde yaşadığımız doğal hayata  doğru da kaybolur.  Eko-sosyal sistemler öylesine karışıktır ki atom altı parçacıklarla, atomlarla, DNA molekülleri ile açıklanamamaktadır. Beklenen ümitlerin boşa çıkması, doğal hayatı ve sosyal sistemleri anlamada  indirgemeci bilim paradigmalarından bağımsız olabilecek (kalabilecek) yeni düşünce arayışları getirmiştir. 

 

 

Redeksiyonist bilim (indirgemeci bilim) bir olayı insanın görmesini istediği davranışlarını anlamak amacına uygun bir şekilde böler ve parçalarına ayırır. Yani olayı “amprisist” olarak ideal bir yapıya indirgemede yeterli olacak kadar parçalarına ayırma stratejisidir. Ve böylece bu parçaların etkinliklerini kontrol ederek olayı öngörmeye çalışır. Bu amaç için de sonsuz küçükler matematiği (calculus, entegral ve diferansiyel hesap) ) teknolojisi geliştirilmiştir. Newton döneminden bu yana bu teknoloji ile donanmış olan indirgemeci bilim özellikle ideal sistemlerin fizik ve kimya yasalarını bulmada kayda değer bir şekilde çalışmıştır ve hala da sürdürebilir şekilde çalışmaktadır.  Örneğin  atom altı fizik yasalarının ve atomik mertebede kimya yasalarının anlaşılması yanında kozmolojik mertebede evrenin standart oluşum modeli (Büyük Patlama Modeli) de atom altı temel taneciklerle (kuarklarla) ifade edilebilmiştir. Bazı özel durumlarda biyolojide (moleküler) de iyi sonuçlar vermiş olan indirgemeci bilim stratejisi ile elde edilen bu başarılar metaforsal olarak lineerci toparlayıcı pragmatik, amprisist ve analitik düşüncenin (modern bilimlerin) gelişmesine de neden olmuştur. Bu düşüncenin kolaylaştırıcılığı öyle başını almış gitmiştir ki sınırlanmış durumları (bile olsa) karmaşık organizmalara, eko-sistemlere, organizasyonlara ve topluluklara, küresel ekolojik değişimlere ve sosyal sistemlere uygulanmış ve bu strateji ile ortaya çıkan “yeni bilim alanları” ile bu sistemlerde elde edilen “bilimsel sonuçlar” otoritelerin elinde evrensellik, modern dünya, refah ve aydınlık günler adına propagandalarla, baskı ve korkutmalarla, lobicilikle dayatılmaya başlanmıştır. İnsanlığın bunca fedakarlıkları karşılığında, modernitenin vaat ettiği güzel günlerin bir türlü gelmemesi yanında özellikle bilgisayarların ortaya çıkması ile yapılan simülasyon deneyleri ile, bu düşüncenin sınırlanmış durumlarının bile, bırakalım daha çok karmaşık olan sosyal sistemlere, doğal hayata, basit meteoroloji ve nüfus dağılımı problemlerine uygulandığında epistemolojik hatalarla karşılaşılmıştır. Özellikle, gözlemlerimizden de bildiğimiz gibi, global ekolojik çevrimlerde küçük değişimlerin önemli oluşumlara neden olabileceği bilgisayarlarda geliştirilen simülasyon deneylerinde görülmüştür. Çok basit lineer olmayan denklemlerin kaos olarak tanımlanan öngörülmez karmaşık çözümler verdiğinin bilgisayarlarda görülmesi ve kesirli boyutlara sahip bu acayip çekici davranışları açıklayabilmek için geliştirilen kaos kuramı bilim dünyasının “bir devrim” denecek kadar birden büyük bir ilgi odağı oldu. Ancak; bilim dünyasını sarsan “modern düşüncenin bu son kurtarıcısı” kaos kuramının karmaşık sistemlerde gözlenen kendiliğinden örgütlenme, yeniden yapılanma ve evrimleşmeyi tek başına açıklayamadığının anlaşılması da pek uzun sürmedi. Bugün kaos ve karmaşıklığın aynı şeyler olmadıklarını biliyoruz. Karmaşık bir sistemde evrime, değişime ve yenilenmeye yer varken kaos buna kapalıdır.

 

Kararlılık ve kararsızlık karmaşıklığa başka bir yönden bakmamızı sağlar. Bu görüş kaos kuramı ile ilişkilidir. Bu görüşe göre karmaşık bir sistemde bir uç düzeni ortaya çıkartandır, diğer bir uç ise kaosun ucundaki düzensizliktir. Yani karmaşık bir sistemde hem düzen hem de kaosun ucu olan düzensizlik aynı anda mevcuttur. Eğer karmaşık sistem bir düzen durumundan artan düzensizliğe doğru gidiyorsa kaosun ucu olan kaos eşiği (bıçak sırtı) dediğimiz bir geçiş fazına gider. Öyle ki bu yeni faz geçişi sonrası sistem yeni bir örgütlenmeye gitmeye başlar. Böylece karmaşıklık düzensizlikten oluşan evrimleşmiş bir düzen olarak ortaya çıkar.

 

Son 30 yıla sığan bu ilginç sonuçlar Newton döneminden bu yana bilime ve insanlığa egemen olmuş olan modern düşüncenin en azından düzenin ve düzensizliğin birlikte yaşadığı karmaşık sistemlerde yetersiz kaldığının kimsenin üzerine demagoji yapamayacağı kanıtları olmuştur. Böylece, Newton’un günlerinden bu günlere insanlığa yarınlarda özgür olmada ve güzel günlere varmada vaatlerden öteye gidemeyen, “modern dünyanın aynı zamanda hem babası ve hem oğlu olan” Batı uygarlığının, bilim tarihçisi ve felsefecisi Feyerabend’ın demesi ile “silah araştırmalarında mükemmel sonuç veren bir bilimi tercih eden, maddeci ve oldukça saldırgan” bir iktidarlar örgütü olma dışında,  bırakalım sonunun geldiğini ilan etmeyi bir tarafa tek evrensel çözüm olmadığı,  alternatiflerinin olabileceği “bilimsel açıdan” ilan edilmiş olmaktadır.

 

 

Karmaşık sistemleri ve olayları anlamak için lineerci düşünceye ve indirgemeci bilime sistematiksel bir alternatif metot geliştirilme arayışları yeni değildir. 19. yüz yılın sonlarına doğru Fransız matematikçisi ve teorik fizikçisi Henri Poincare üç cisim problemini (ay, dünya ve güneş) ifade eden  lineer olmayan hareket denkleminin (indirgemeci bilim teknolojisi ile yazılmış olan)  başlangıç koşullarına bağlı olarak öngörülmeyen acayip dinamikler ortaya koymasından kaosun köklerini fark etmiştir. O yılların hemen  sonrası üç cisim probleminde bile öngörülemeyen acayip oluşumların anlaşılması bir yana bırakılmış, lineerci ve analitik düşüncenin iktidarının sürmesi adına çok cisim problemlerinde geliştirilen istatistik fizik (Boltzman İstatistiği) ile ve güneş sisteminden metaforsal olarak geliştirilen atom yapısı içinde kuvantum fiziği ile anlaşılması istenenlere çare bulunmuştur. 1960’lı yılların  başında matematikçi Lorentz bu ara verişi bozmuştur. Lorentz bilgisayarda bir meteoroloji probleminin  lineer olmayan denklem sisteminin çözümlerinin başlangıç koşullarına duyarlı olduğunu göstererek, H.Poincare nin gördüklerini “acayip çekiciler” adı verilen bir şekle sokmuştur.   Buna göre; Kuzey Amerika kıtasında bir kelebek kanatlarını çarptığında bir kaosa neden olabilir, örneğin Japon Adaları’nda bir tayfun ortaya çıkabilir. Tayfun ise dinamik yapısı belli olan ve davranışları önceden öngörülebilen bir olaydır. Başka bir değişle kelebek kanatlarının çarpması ile çıkan kaos sonrası bir düzen oluşur; bu karmaşık  bir sistemde kaosla düzenin birlikte yaşadıklarını bize açıklayan somut bir örnektir. Bilgisayarlarda yapılan benzer simülasyon deneylerinin sonuçları meteorolojik gibi olaylardan daha karmaşık olan sistemler hakkında da bizi bilgilendirmektedir. Özellikle lineer olmayan denklem sistemlerini bile yazamadığımız  yaşayan sistemlerin, organizmaların, eko-sistemlerim ve hayvan ve insan topluluklarının başlangıç koşullarına duyarlı olduklarını ve bunların davranışlarının dinamiklerinin, deneyimlerimizden de gördüğümüz gibi, radikal olarak çekinmeden öngörülemez olduklarını söyleyebiliriz. 

 

İşte bu son 30 yıldaki kelebek olayına benzer simülasyon deneylerinin (nüfus, av avcı, elektronik devreler problemleri, moleküler yapılar gibi) sonuçları doğal hayata ve sosyal sistemlere bakarken  bize lineerci ve analitikçi dayatmaların dışında yeni bir yolda  düşünmemiz gerektiğini söylemektedir.

 

 

Karmaşıklık (complexity) için çok yeni bir kavramdır denemese  bile “yeni bir bilim” alanıdır diyebilenlerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Bunlar bilim dünyasına kendilerini “karmaşıklık bilimcileri” olarak sunuyorlar. Bunların bile karmaşıklığın tanımında ve hatta karmaşıklığın  sınırlarının nerede başladığı ve nerede bittiği konusunda anlaşamadıklarına tanık olunuyor. Ama “karmaşıklık bilimcisi neyin peşindedir?”  sorusunun yanıtında bir uyum sağlamışlar gibi:

 

“Nerede karşımıza çıkarsa çıksın, karmaşıklıklardan düzenlere nasıl geçildiğini ve yeni örgütlenmeler öncesi mevcut olan karmaşıklığın nasıl özellikleri olduğunu anlamaya çalışıyoruz.”

 

“karmaşıklık bir bilimdir ancak; karmaşıklık ne bir metodolojidir ne de aletler, aygıtlar cümlesidir. Karmaşıklık yeni bir dil sunmaktadır ve bu dil mutlak determinizm dışında yeni bir yolda farklı düşünmemizin önünü açacaktır.” 

 

 

 

Bu yeni karmaşıklık dili arayışları fiziksel bilimler, hayat bilimleri, ekonomi yanı sıra, sosyal bilimlere, sanat anlayışına, idarecilik (işletme) ve örgütlenme bilimlerine kadar bulaşmış durumdadır.

 

Bunları söylerken bazılarınızın gözlerinden endişelendiklerini görüyorum. “Korkunun ecele faydası yok!” da demeyeceğim. Nedenlerini bir az sonra anlatmaya çalışacağım gibi bu  dili ütopyalara bulaştıramazlar. Korkmayın! Ancak, bu dilin ütopyalar sonrasına yolculuğun önünü de açacağını bilmeniz için bu sunumu yapıyoruz. 

 

“Karmaşıklık bilimcilerinin” doğal yaşamda ve sosyal sistemlerde kendiliğinden ortaya çıkan örgütlenmeleri, değişimi ve evrimleri anlamak için geliştirmeye çalıştıkları bu dile göre;  ister fiziksel olsun, ister biyolojiksel olsun, ister insani olsun, ister sosyal olsun bir karmaşık olayın kökü  parabol özelliktedir. Bu nedenle bu yeni dille ütopyalar anlamsızlaşır. Yani karmaşık olaylar ütopik olarak değil problemsel olarak determinist bir doğa yasasına indirgenebilirler. Ancak bu dil arayışlarının, ampirik temellere dayanan bilimsel söylemlerin toplumsal bir kurgudan ibaret olduklarını söyleyerek nesnel, gerçekçilik, gelenekselcilik ve pozitivizm gibi doktrinlerle bir görüş geliştirmeye çalışan bilimi ret eden  epistemolojik görecelik felsefesi ile temelde önemli farklılıkları olduğunu burada hatırlatmakta fayda görüyoruz.

 

 

Daha önceki ütopyalar toplantısındaki sunumlarımızı takip etmiş olanlar “Karmaşıklık Bilimcisi” olarak çağrılmaktan da  pek hoşlanmayacağımızı tahmin ederler diye düşünüyorum.  Ancak; karmaşıklık dilinin bir aydınlanma projesi olan modernizmden özgürleşmiş olarak dünyayı yeniden görmemizi sağlayabileceği ve insanın kendine olan yabancılaşmasından kurtulmada yardımcı olabileceğini düşünenlerdeniz. Bu umutla bir derviş gibi sonu görülmez karmaşık yollara koyulanlardan biri olduğumuzu ütopyacıların karşısında, hemide Karaburun’da   söylemenin tadı da bir başka oluyor. 

 

Bu yolculukla karmaşıklık dili ile bağımsız paradigmalar (bunları topluca “karmaşıklık paradigması” olarak kavramlaştırıyoruz) tanımlayarak doğal yaşama ve canlılara (özellikle insana) farklı bakmamızın nedenselliğinin önünü açacak kuram(lar) arayışları içindeyiz.  Karmaşıklık paradigması ile kurulabilecek bu kuram  çabaları özellikle eko-sosyal sistemlerin ve bir kültürel varlık olan insanın karmaşık dinamik  yapısı üzerine  ek bilgiler verebilecek  modeller üretmede bizlere yardımcı olacağını düşünüyoruz. Bu sunumdaki amacımız siz ütopyacıların kafalarını da karıştırabileceğini düşündüğümüz, düzensiz insani davranışlar dinamiği kuramı geliştirme denemelerimizi sizlerle paylaşmaktır. Bu kurama göre hemen şunu burada söylemeliyim ki; bu günün dünyasında kafası (aklı) karmaşık olan insan  değişim için, dönüşüm  için, evrim için gerekli olan sistem dışında, iktidarların küresel sürdürülebilir yaşam tarzları dışında  kendiliğinden ayrı bir yerde durandır.

 

Ancak bu duruşlarla ilerleme ve modernite paradigmaları ile oluşturulmuş sistemlerden özgürleşmenin ve bunların iktidarlarına karşı çıkmanın ip uçlarını yakalama şansımız olabilir. Bu model arayışları başını Fukuyama ve Harwardlı arkadaşlarının çektiği “insanın ideolojik evriminin son noktasına vardığını” iddia eden “Sonculuk” fenomencilerinin Batı uygarlığının küreselleşmeci modernitne iktidarları organizasyonu olan  yeni dünya düzeni dayatmasını ortadan kaldırabilecek ideolojiler yapmamızın, yeni felsefeler ortaya koymamızın, yeni kültür ve sanat dönüşümleri ve metaforları başlatmamızın önünü açacağı gibi, ütopyalar sonrasına gitme yolculuklarını da başlatacağını düşünüyoruz. Geliştirme çabasında olduğumuz düzensiz duyarlı insanlar dinamiğini kuramı üzerine kurulabilecek modellerin bu yolculuklarda bizi iktidarların siren kayalıkları tuzaklarından ve yedi başlı canavarlardan koruyacağına inanıyoruz.

 

 

Günümüzde insani davranışlar dinamiğinin karmaşıklığı çok artmış ve sosyal sistemlerin gelişmesinde, değişiminde ve evrimleşmesinde özellikle düzensiz duyarlı insani davranışlar çok önem kazanmaya başlamıştır. Bugünün sosyal sistem yapılaşmalarında kendiliğinden yerel örgütlenmelere neden olan dolanmışlıklar dinamiğinde sistemin simülasyon mekanizmaları ile istem dışı üremiş (sistem için bozuk yapımlar) olan düzensiz duyarlı insani davranışlarının katkısı önemsenmeyecek bir duruma gelmiştir. Ayrıca, sistemin dolanmışlıklarını bir saç örgüsü gibi örebilen düzensiz duyarlı insani davranışlar dinamiği sistemin iktidarlardan bağımsız sistem dışı  kendiliğinden örgütlenmesini sağlayabilecek özelliktedir. Ve, bu bağımsız örgütlenme sistemde yerel özgürleşmeyi sağlayabilir.

 

Sosyal sistemlerin insani davranışlar dinamiği hakkında ön görülerde bulunmanın, günlük deneyimler ve beklentilerden bile, kartezyenci ve Newtonsal paradigmalarla beslenen standartlaştırılmış bilgi teorilerinin yetkisinde olmadığının çok yıllar önce bilincine varılmıştı.  Bugün ise eko ve sosyal sistemlerde doğa bilimlerinde ve uygulamalı alanlarında  (yaklaşıklıklar ve sınırlamalarla bile olsa en azından lineer olmayan bir denklemini veya denklem sistemini yazabildiğimiz) yapılabildiği gibi kaos kuramını (kaos kontrol) bile kullanamayacağımızı, ancak bir analoji veya metafor yaparak kaos kuramını uygulayabileceğimizi biliyoruz. Ancak; hegemonyacıların hizmetinde olan “karmaşıklık bilimcileri” de olduğunu unutmamız gerekir. Bunlar da çeşitliliğin karmaşıklığı beslediğini bilirler, karmaşıklık  sonrası ortaya çıkabilecek sistem için “defolu ürünleri” tahmin edemeyeceklerini ve bunların kendiliğinden nasıl örgütleneceklerini öngöremeyeceklerini bilirler. Bu nedenlerdir ki bugün modernite iktidarları akıl hastaneleri, hapishaneler gibi yerel mekanizmalar yanında örgütlenmelerini gizleyecek küreselleşmeci (kartezyenci ve analitik düşüncenin geliştirdiği en mükemmel yapı) yeni sürdürebilir yönetim tarzları biçimlendirmektedirler.  İnsani davranışlar dinamiğini ve bu dinamiğin olası sonuçlarını küresel bir yapıda geliştirmekte oldukları örneğin bilim, eğitim, ahlak gibi simülasyon mekanizmaları ile yönlendirmek ve bu dinamiğin iktidarlarını zora sokabilecek istem dışı muhtemel yerel sonuçlarını, örneğin medya ile ürettiği simülakrlarla (kendilerine matrix filmleri, ötekilerine savaşlar) kontrol etmek istemektedirler.

 

 

Bu sunum  sonunda ütopyaların geleceği üzerine endişelerinizin artacağını da düşünmeden edemiyoruz! Ütopyaların karmaşık sistemler olan doğal hayatı ve eko-sosyal sistemleri anlamada iktidarların dayatmasından öte bir anlamı olmayan  lineerci ve indirgemeci düşüncelere boğazlarına kadar bağımlı olan, yani kafası karmaşık olmayan insanların arayışları olması paradoksu bazılarınızı rahatsız etmeye başlayabilir. Ütopyalarla düzensizlik içinde yeni düzene gitme yollarının ise modernitenin çıkmaz yol haritaları olduğu hakkındaki kuşkularınız artabilir. Umarız beyninizi panik depresyona sokabilecek “Ütopyalar karmaşık sistemleri tek bir çözüm verebilecek lineer bir yapıya indirgeme denemeleri mi acaba?” diye gerçek çözümün hiçbir zaman ortaya çıkmamasının nedenlerini sorgulamalardan uzak durursunuz.

 

Sonra bu sunumun ütopyalar sonrasına ışık tutacağını da beklemeyin. Bu sunum yalnız ve yalnız siz ütopyacıları insanın özgürleşmesinin önüne “medeniyetler savaşı” ilan ederek duvarlar ören modern dünya soncularını aşmak için çıktığımız ütopyalar sonrası karmaşıklık yolculuğuna bir davettir. 

 

Bir yıl sonra, 2004 yılı Haziranında, sunumuza devam etmek için Karaburun’dan demir alacağız. Başta “düzensiz duyarlı” Savaş Emek olmak üzere, Siz Ütopyacıları da “Karmaşık ve Metaforik Ütopyalar Sonrası” yolculuğumuzun devamına kefallarla birlikte bekliyoruz efendim.