İstanbul
Üniversitesi Fizik Bolümü ve
Center for
Philosophy of Natural and Social Sciences
Doğada karmaşıklık
sıralaması sıçramalar yapar. Atom parçacıktan,
molekül atomdan, hücre molekülden, organizma hücreden, canlı organizmadan...
daha karmaşıktır. Ve, bu karmaşıklık sıralaması sonunda doğal hayata ve doğada
bilinen en karmaşık canlı olan insanın bir dinamik olarak yer aldığı eko-sosyal
sistemlere dayanır. Kültürel varlıklar gibi ütopyalar da davranışları en
karmaşık canlı olan bu insanın eseridir. İnsanın davranış dinamiklerini
öngörebilme üzerine yapılabilecek çabalar sosyal olayların ve kültürel
varlıkların olduğu kadar ütopyaların nedenselliği hakkında da bize bilgi
verebilir.
Kopernik’in
takipçileri olan Galileo ve Kepler dönemlerinde başlayan redaksiyonist
(indirgemeci) düşünce ile oluşan ve
lineer (doğrusal) Newtonsal paradigmalarla geliştirilmiş ve
standartlaştırılmış olan “yetkili bilgi
teorileri” doğada sıçramalar yapan karmaşıklık sıralaması ile uygunluk
içindedir. Bu bilgi teorileri bize kimyasal özelliklerin fiziksel olaylara
göre, moleküler biyolojinin kimyaya göre, biyolojinin moleküler biyolojiye göre
daha karmaşıktır... der. Ve, aralarında dibi bilinmeyen karmaşıklık kuyuları
bırakarak sıralanan bu bilgi teorileri modern insan bilimlerine gelir dayanır.
Biyolojinin temel
yasalarının fizik ve kimya yasalarına bağlı durumda olduklarını, ama onların
aynı zamanda çok engin fazladan bilgilere bağlı olduklarını ve bu bilgilerin
modern bilimlerin gelişmesinde rolü büyük olan ampirik sonuçlarla değil,
rastlantısal olarak ortaya çıktıklarını biliyoruz. Yani lineerci ve analitikçi
düşüncenin bilgi teorilerinin kapsama alanı, bir sistemi veya bir olayı ideal
bir yapıda görmek istesek de göremedikçe, sistem veya olay “bize göre”
karmaşıklaştıkça azalır ve içinde yaşadığımız doğal hayata doğru da kaybolur. Eko-sosyal sistemler öylesine karışıktır ki atom altı
parçacıklarla, atomlarla, DNA molekülleri ile açıklanamamaktadır. Beklenen
ümitlerin boşa çıkması, doğal hayatı ve sosyal sistemleri anlamada indirgemeci bilim paradigmalarından bağımsız
olabilecek (kalabilecek) yeni düşünce arayışları getirmiştir.
Redeksiyonist bilim (indirgemeci bilim) bir olayı insanın görmesini istediği davranışlarını
anlamak amacına uygun bir şekilde böler ve parçalarına ayırır. Yani olayı
“amprisist” olarak ideal bir yapıya indirgemede yeterli olacak kadar
parçalarına ayırma stratejisidir. Ve böylece bu parçaların etkinliklerini
kontrol ederek olayı öngörmeye çalışır. Bu amaç için de sonsuz küçükler
matematiği (calculus, entegral ve diferansiyel hesap) ) teknolojisi
geliştirilmiştir. Newton döneminden bu yana bu teknoloji ile donanmış olan
indirgemeci bilim özellikle ideal sistemlerin fizik ve kimya yasalarını bulmada
kayda değer bir şekilde çalışmıştır ve hala da sürdürebilir şekilde
çalışmaktadır. Örneğin atom altı fizik yasalarının ve atomik
mertebede kimya yasalarının anlaşılması yanında kozmolojik mertebede evrenin
standart oluşum modeli (Büyük Patlama Modeli) de atom altı temel taneciklerle
(kuarklarla) ifade edilebilmiştir. Bazı özel durumlarda biyolojide (moleküler)
de iyi sonuçlar vermiş olan indirgemeci bilim stratejisi ile elde edilen bu
başarılar metaforsal olarak lineerci toparlayıcı pragmatik, amprisist ve analitik
düşüncenin (modern bilimlerin) gelişmesine de neden olmuştur. Bu düşüncenin
kolaylaştırıcılığı öyle başını almış gitmiştir ki sınırlanmış durumları (bile
olsa) karmaşık organizmalara, eko-sistemlere, organizasyonlara ve topluluklara,
küresel ekolojik değişimlere ve sosyal sistemlere uygulanmış ve bu strateji ile
ortaya çıkan “yeni bilim alanları” ile bu sistemlerde elde edilen “bilimsel
sonuçlar” otoritelerin elinde evrensellik, modern dünya, refah ve aydınlık
günler adına propagandalarla, baskı ve korkutmalarla, lobicilikle dayatılmaya
başlanmıştır. İnsanlığın bunca fedakarlıkları karşılığında, modernitenin vaat
ettiği güzel günlerin bir türlü gelmemesi yanında özellikle bilgisayarların
ortaya çıkması ile yapılan simülasyon deneyleri ile, bu düşüncenin sınırlanmış
durumlarının bile, bırakalım daha çok karmaşık olan sosyal sistemlere, doğal
hayata, basit meteoroloji ve nüfus dağılımı problemlerine uygulandığında
epistemolojik hatalarla karşılaşılmıştır. Özellikle, gözlemlerimizden de
bildiğimiz gibi, global ekolojik çevrimlerde küçük değişimlerin önemli
oluşumlara neden olabileceği bilgisayarlarda geliştirilen simülasyon
deneylerinde görülmüştür. Çok basit lineer olmayan denklemlerin kaos olarak
tanımlanan öngörülmez karmaşık çözümler verdiğinin bilgisayarlarda görülmesi ve
kesirli boyutlara sahip bu acayip çekici davranışları açıklayabilmek için
geliştirilen kaos kuramı bilim dünyasının “bir devrim” denecek kadar birden
büyük bir ilgi odağı oldu. Ancak; bilim dünyasını sarsan “modern düşüncenin bu
son kurtarıcısı” kaos kuramının karmaşık sistemlerde gözlenen kendiliğinden
örgütlenme, yeniden yapılanma ve evrimleşmeyi tek başına açıklayamadığının
anlaşılması da pek uzun sürmedi. Bugün kaos ve karmaşıklığın aynı şeyler
olmadıklarını biliyoruz. Karmaşık bir sistemde evrime, değişime ve yenilenmeye
yer varken kaos buna kapalıdır.
Kararlılık ve
kararsızlık karmaşıklığa başka bir yönden bakmamızı sağlar. Bu görüş kaos
kuramı ile ilişkilidir. Bu görüşe göre karmaşık bir sistemde bir uç düzeni
ortaya çıkartandır, diğer bir uç ise kaosun ucundaki düzensizliktir. Yani
karmaşık bir sistemde hem düzen hem de kaosun ucu olan düzensizlik aynı anda
mevcuttur. Eğer karmaşık sistem bir düzen durumundan artan düzensizliğe doğru
gidiyorsa kaosun ucu olan kaos eşiği (bıçak sırtı) dediğimiz bir geçiş fazına
gider. Öyle ki bu yeni faz geçişi sonrası sistem yeni bir örgütlenmeye gitmeye
başlar. Böylece karmaşıklık düzensizlikten oluşan evrimleşmiş bir düzen olarak
ortaya çıkar.
Son 30 yıla sığan
bu ilginç sonuçlar Newton döneminden bu yana bilime ve insanlığa egemen olmuş
olan modern düşüncenin en azından düzenin ve düzensizliğin birlikte yaşadığı
karmaşık sistemlerde yetersiz kaldığının kimsenin üzerine demagoji yapamayacağı
kanıtları olmuştur. Böylece, Newton’un günlerinden bu günlere insanlığa
yarınlarda özgür olmada ve güzel günlere varmada vaatlerden öteye gidemeyen,
“modern dünyanın aynı zamanda hem babası ve hem oğlu olan” Batı uygarlığının,
bilim tarihçisi ve felsefecisi Feyerabend’ın demesi ile “silah araştırmalarında
mükemmel sonuç veren bir bilimi tercih eden, maddeci ve oldukça saldırgan” bir
iktidarlar örgütü olma dışında,
bırakalım sonunun geldiğini ilan etmeyi bir tarafa tek evrensel çözüm
olmadığı, alternatiflerinin olabileceği
“bilimsel açıdan” ilan edilmiş olmaktadır.
Karmaşık sistemleri
ve olayları anlamak için lineerci düşünceye ve
indirgemeci bilime sistematiksel bir alternatif metot geliştirilme arayışları
yeni değildir. 19. yüz yılın sonlarına doğru Fransız matematikçisi ve teorik
fizikçisi Henri Poincare üç cisim problemini (ay, dünya ve güneş) ifade
eden lineer olmayan hareket denkleminin
(indirgemeci bilim teknolojisi ile yazılmış olan) başlangıç koşullarına bağlı olarak öngörülmeyen acayip dinamikler
ortaya koymasından kaosun köklerini fark etmiştir. O yılların hemen sonrası üç cisim probleminde bile
öngörülemeyen acayip oluşumların anlaşılması bir yana bırakılmış, lineerci ve
analitik düşüncenin iktidarının sürmesi adına çok cisim problemlerinde
geliştirilen istatistik fizik (Boltzman İstatistiği) ile ve güneş sisteminden
metaforsal olarak geliştirilen atom yapısı içinde kuvantum fiziği ile
anlaşılması istenenlere çare bulunmuştur. 1960’lı yılların başında matematikçi Lorentz bu ara verişi
bozmuştur. Lorentz bilgisayarda bir meteoroloji probleminin lineer olmayan denklem sisteminin çözümlerinin
başlangıç koşullarına duyarlı olduğunu göstererek, H.Poincare nin gördüklerini
“acayip çekiciler” adı verilen bir şekle sokmuştur. Buna göre; Kuzey Amerika kıtasında bir kelebek kanatlarını
çarptığında bir kaosa neden olabilir, örneğin Japon Adaları’nda bir tayfun
ortaya çıkabilir. Tayfun ise dinamik yapısı belli olan ve davranışları önceden
öngörülebilen bir olaydır. Başka bir değişle kelebek kanatlarının çarpması ile
çıkan kaos sonrası bir düzen oluşur; bu karmaşık bir sistemde kaosla düzenin birlikte yaşadıklarını bize açıklayan
somut bir örnektir. Bilgisayarlarda yapılan benzer simülasyon deneylerinin
sonuçları meteorolojik gibi olaylardan daha karmaşık olan sistemler hakkında da
bizi bilgilendirmektedir. Özellikle lineer olmayan denklem sistemlerini bile
yazamadığımız yaşayan sistemlerin,
organizmaların, eko-sistemlerim ve hayvan ve insan topluluklarının başlangıç
koşullarına duyarlı olduklarını ve bunların davranışlarının dinamiklerinin,
deneyimlerimizden de gördüğümüz gibi, radikal olarak çekinmeden öngörülemez
olduklarını söyleyebiliriz.
İşte bu son 30
yıldaki kelebek olayına benzer simülasyon deneylerinin (nüfus, av avcı,
elektronik devreler problemleri, moleküler yapılar gibi) sonuçları doğal hayata
ve sosyal sistemlere bakarken bize
lineerci ve analitikçi dayatmaların dışında yeni bir yolda düşünmemiz gerektiğini söylemektedir.
Karmaşıklık
(complexity) için çok yeni bir kavramdır denemese bile “yeni bir bilim” alanıdır
diyebilenlerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Bunlar bilim dünyasına kendilerini
“karmaşıklık bilimcileri” olarak sunuyorlar. Bunların bile karmaşıklığın
tanımında ve hatta karmaşıklığın
sınırlarının nerede başladığı ve nerede bittiği konusunda
anlaşamadıklarına tanık olunuyor. Ama “karmaşıklık bilimcisi neyin
peşindedir?” sorusunun yanıtında bir
uyum sağlamışlar gibi:
“Nerede karşımıza
çıkarsa çıksın, karmaşıklıklardan düzenlere nasıl geçildiğini ve yeni
örgütlenmeler öncesi mevcut olan karmaşıklığın nasıl özellikleri olduğunu
anlamaya çalışıyoruz.”
“karmaşıklık bir
bilimdir ancak; karmaşıklık ne bir metodolojidir ne de aletler, aygıtlar cümlesidir.
Karmaşıklık yeni bir dil sunmaktadır ve bu dil mutlak determinizm dışında
yeni bir yolda farklı düşünmemizin önünü açacaktır.”
Bu yeni karmaşıklık
dili arayışları fiziksel bilimler, hayat bilimleri, ekonomi yanı sıra, sosyal
bilimlere, sanat anlayışına, idarecilik (işletme) ve örgütlenme bilimlerine
kadar bulaşmış durumdadır.
Bunları söylerken
bazılarınızın gözlerinden endişelendiklerini görüyorum. “Korkunun ecele faydası
yok!” da demeyeceğim. Nedenlerini bir az sonra anlatmaya çalışacağım gibi
bu dili ütopyalara bulaştıramazlar.
Korkmayın! Ancak, bu dilin ütopyalar sonrasına yolculuğun önünü de açacağını
bilmeniz için bu sunumu yapıyoruz.
“Karmaşıklık
bilimcilerinin” doğal yaşamda ve sosyal sistemlerde kendiliğinden ortaya çıkan
örgütlenmeleri, değişimi ve evrimleri anlamak için geliştirmeye çalıştıkları bu
dile göre; ister fiziksel olsun, ister
biyolojiksel olsun, ister insani olsun, ister sosyal olsun bir karmaşık olayın
kökü parabol özelliktedir. Bu nedenle
bu yeni dille ütopyalar anlamsızlaşır. Yani karmaşık olaylar ütopik olarak
değil problemsel olarak determinist bir doğa yasasına indirgenebilirler. Ancak
bu dil arayışlarının, ampirik temellere dayanan bilimsel söylemlerin toplumsal
bir kurgudan ibaret olduklarını söyleyerek nesnel, gerçekçilik, gelenekselcilik
ve pozitivizm gibi doktrinlerle bir görüş geliştirmeye çalışan bilimi ret
eden epistemolojik görecelik felsefesi
ile temelde önemli farklılıkları olduğunu burada hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Daha önceki ütopyalar toplantısındaki
sunumlarımızı takip etmiş olanlar “Karmaşıklık Bilimcisi” olarak çağrılmaktan
da pek hoşlanmayacağımızı tahmin
ederler diye düşünüyorum. Ancak;
karmaşıklık dilinin bir aydınlanma projesi olan modernizmden özgürleşmiş olarak
dünyayı yeniden görmemizi sağlayabileceği ve insanın kendine olan
yabancılaşmasından kurtulmada yardımcı olabileceğini düşünenlerdeniz. Bu umutla
bir derviş gibi sonu görülmez karmaşık yollara koyulanlardan biri olduğumuzu
ütopyacıların karşısında, hemide Karaburun’da
söylemenin tadı da bir başka oluyor.
Bu yolculukla karmaşıklık dili ile bağımsız paradigmalar
(bunları topluca “karmaşıklık paradigması” olarak kavramlaştırıyoruz)
tanımlayarak doğal yaşama ve canlılara (özellikle insana) farklı bakmamızın
nedenselliğinin önünü açacak kuram(lar) arayışları içindeyiz. Karmaşıklık paradigması ile kurulabilecek bu kuram çabaları
özellikle eko-sosyal sistemlerin ve bir kültürel varlık olan insanın karmaşık
dinamik yapısı üzerine ek bilgiler verebilecek modeller üretmede bizlere yardımcı olacağını
düşünüyoruz. Bu sunumdaki amacımız siz ütopyacıların kafalarını da
karıştırabileceğini düşündüğümüz, düzensiz insani davranışlar dinamiği kuramı
geliştirme denemelerimizi sizlerle paylaşmaktır. Bu kurama göre hemen şunu
burada söylemeliyim ki; bu günün dünyasında kafası (aklı) karmaşık olan
insan değişim
için, dönüşüm için, evrim için gerekli
olan sistem dışında, iktidarların küresel sürdürülebilir yaşam tarzları
dışında kendiliğinden ayrı bir yerde
durandır.
Ancak bu duruşlarla ilerleme ve modernite
paradigmaları ile oluşturulmuş sistemlerden özgürleşmenin ve bunların
iktidarlarına karşı çıkmanın ip uçlarını yakalama şansımız olabilir. Bu model
arayışları başını Fukuyama ve Harwardlı arkadaşlarının çektiği “insanın
ideolojik evriminin son noktasına vardığını” iddia eden “Sonculuk”
fenomencilerinin Batı uygarlığının küreselleşmeci modernitne iktidarları
organizasyonu olan yeni dünya düzeni
dayatmasını ortadan kaldırabilecek ideolojiler yapmamızın, yeni felsefeler
ortaya koymamızın, yeni kültür ve sanat dönüşümleri ve metaforları
başlatmamızın önünü açacağı gibi, ütopyalar sonrasına gitme yolculuklarını da
başlatacağını düşünüyoruz. Geliştirme çabasında olduğumuz düzensiz duyarlı
insanlar dinamiğini kuramı üzerine kurulabilecek modellerin bu yolculuklarda
bizi iktidarların siren kayalıkları tuzaklarından ve yedi başlı canavarlardan
koruyacağına inanıyoruz.
Günümüzde insani
davranışlar dinamiğinin karmaşıklığı çok artmış ve sosyal sistemlerin gelişmesinde, değişiminde ve evrimleşmesinde
özellikle düzensiz duyarlı insani davranışlar çok önem kazanmaya başlamıştır.
Bugünün sosyal sistem yapılaşmalarında kendiliğinden yerel örgütlenmelere neden
olan dolanmışlıklar dinamiğinde sistemin simülasyon mekanizmaları ile istem
dışı üremiş (sistem için bozuk yapımlar) olan düzensiz duyarlı insani
davranışlarının katkısı önemsenmeyecek bir duruma gelmiştir. Ayrıca, sistemin
dolanmışlıklarını bir saç örgüsü gibi örebilen düzensiz duyarlı insani
davranışlar dinamiği sistemin iktidarlardan bağımsız sistem dışı kendiliğinden örgütlenmesini sağlayabilecek
özelliktedir. Ve, bu bağımsız örgütlenme sistemde yerel özgürleşmeyi
sağlayabilir.
Sosyal sistemlerin
insani davranışlar dinamiği hakkında ön görülerde bulunmanın, günlük deneyimler
ve beklentilerden bile, kartezyenci ve Newtonsal paradigmalarla beslenen
standartlaştırılmış bilgi teorilerinin yetkisinde olmadığının çok yıllar önce
bilincine varılmıştı. Bugün ise eko ve
sosyal sistemlerde doğa bilimlerinde ve uygulamalı alanlarında (yaklaşıklıklar ve sınırlamalarla bile olsa
en azından lineer olmayan bir denklemini veya denklem sistemini yazabildiğimiz)
yapılabildiği gibi kaos kuramını (kaos kontrol) bile kullanamayacağımızı, ancak
bir analoji veya metafor yaparak kaos kuramını uygulayabileceğimizi biliyoruz.
Ancak; hegemonyacıların hizmetinde olan “karmaşıklık bilimcileri” de olduğunu
unutmamız gerekir. Bunlar da çeşitliliğin karmaşıklığı beslediğini bilirler,
karmaşıklık sonrası ortaya çıkabilecek
sistem için “defolu ürünleri” tahmin edemeyeceklerini ve bunların kendiliğinden
nasıl örgütleneceklerini öngöremeyeceklerini bilirler. Bu nedenlerdir ki bugün
modernite iktidarları akıl hastaneleri, hapishaneler gibi yerel mekanizmalar
yanında örgütlenmelerini gizleyecek küreselleşmeci (kartezyenci ve analitik
düşüncenin geliştirdiği en mükemmel yapı) yeni sürdürebilir yönetim tarzları
biçimlendirmektedirler. İnsani
davranışlar dinamiğini ve bu dinamiğin olası sonuçlarını küresel bir yapıda
geliştirmekte oldukları örneğin bilim, eğitim, ahlak gibi simülasyon
mekanizmaları ile yönlendirmek ve bu dinamiğin iktidarlarını zora sokabilecek
istem dışı muhtemel yerel sonuçlarını, örneğin medya ile ürettiği simülakrlarla
(kendilerine matrix filmleri, ötekilerine savaşlar) kontrol etmek
istemektedirler.
Bu sunum sonunda
ütopyaların geleceği üzerine endişelerinizin artacağını da
düşünmeden edemiyoruz! Ütopyaların karmaşık sistemler olan doğal hayatı ve
eko-sosyal sistemleri anlamada iktidarların dayatmasından öte bir anlamı
olmayan lineerci ve indirgemeci düşüncelere
boğazlarına kadar bağımlı olan, yani kafası karmaşık olmayan insanların
arayışları olması paradoksu bazılarınızı rahatsız etmeye başlayabilir.
Ütopyalarla düzensizlik içinde yeni düzene gitme yollarının ise modernitenin
çıkmaz yol haritaları olduğu hakkındaki kuşkularınız artabilir. Umarız
beyninizi panik depresyona sokabilecek “Ütopyalar karmaşık sistemleri tek bir
çözüm verebilecek lineer bir yapıya indirgeme denemeleri mi acaba?” diye gerçek
çözümün hiçbir zaman ortaya çıkmamasının nedenlerini sorgulamalardan uzak
durursunuz.
Sonra bu sunumun ütopyalar sonrasına ışık tutacağını da
beklemeyin. Bu sunum yalnız ve yalnız siz ütopyacıları insanın özgürleşmesinin
önüne “medeniyetler savaşı” ilan ederek duvarlar ören modern dünya soncularını
aşmak için çıktığımız ütopyalar sonrası karmaşıklık yolculuğuna bir
davettir.
Bir yıl sonra, 2004
yılı Haziranında, sunumuza devam etmek için Karaburun’dan demir alacağız. Başta
“düzensiz duyarlı” Savaş Emek olmak üzere, Siz Ütopyacıları da “Karmaşık ve
Metaforik Ütopyalar Sonrası” yolculuğumuzun devamına kefallarla birlikte
bekliyoruz efendim.