Arap Yazar Haşim Salih’in Makaleleri Üzerine Bir
Karmaşıklık Eleştirisi;
“ÖTEKİLERE SAVAŞLAR KENDİLERİNİ MATRİX” (*)
ÖH : “İlerleme ve modernite paradigmaları ile
geliştirilmiş ve standartlaştırılmış olan bilgi teorilerinin yetkisi dışında
tanımlanabilen karmaşıklık paradigması ile duyarlı düzensiz insani davranışlar
dinamiğini anlamak, ilerleme ve modernite paradigmaları ile oluşturulmuş
sistemlerden özgürleşmenin ve bunların iktidarlarına karşı çıkmanın yollarını
bulmada bize ip uçları verir, “Sonculuk”
fenomencilerinin yeni dünya düzeni kuramı dayatması altında kalmadan
iktidarları çözen yeni teoriler yapmamızın, yeni felsefeler ortaya koymamızın,
yeni ideolojiler geliştirmemizin, ütopyalar sonrasına gitmemizin, yeni kültür
ve sanat dönüşümleri ve metaforları başlatmamızın önünü açar. Küresel
kapitalizmin silahlı güçlerinin bugün Batı uygarlığı iktidar/bilgi sınırlarının
dışında kalabilmiş kültürlerin yaşamını sürdürebildiği Ortadoğu’da, Mezopotamya’da bulunmasının, gelecekte
İran’da olmak istemesinin temel nedeni budur.” Dediniz.
Geçenlerde okuduğum bir makaleyi sizin bu söylemleriniz
çerçevesinde tartışalım. Lübnanlı Haşim
Salih makalesine şöyle başlıyor :
“Ben köktenci akım derken, sadece ortaçağın metafiziği ve
dinin klasik yorumuna sıkı sıkıya tutunmuş bağnaz hareketlerden değil, aynı
zamanda özel şekliyle Fransız, Alman, İtalyan, genel şekliyle Avrupa faşist
sağı gibi ırkçı tezlere dayanan uç sağcı
Arap akımını da kast ediyorum. Modern akımla ise insan hakları düşüncesi
üzerinde yoğunlaşmış başka bir geleceğin hayalinde yükselen bütün yeni güçleri
kastetmekteyim. Bu düşünce çağdaş Avrupa devletlerinde somutlaşmış; aydınlanma
dönemi sonrası şekillenen; nihayetinde modern, demokratik, hukuk, dini hoş
görü, inanç ve vicdan hürriyeti tanıyan, etnik-dini kimlik ayırımı yapmaksızın
tüm evlatlarına eşit davranan devlet’e yol açan bir düşünce.”
Evet. Haşim Salih makalesine bir kabulle başlıyor. Bu
girişini yorumlarsak; Haşim Salih Marx ve Hegel’in insanlık tarihi için çizdiği
eğrinin Araplar ve Müslümanlar içinde geçerli olduğunun kabul ediyor, ve bu
eğrinin daha sonraki gelişiminde Araplar ve Müslümanlar için arkadan gelmesi
gerekenin Fukuyama’nın kuramına bağlı olarak yeni dünya düzeni olduğunu
söylüyor. Sonra makalesine şöyle devam
ediyor Haşim Salih.
“Konuların sadece bu şekilde sunumu endişeye yol
açabilir. Peki niçin? Çünkü ortada içinde bulunduğumuz ile bulunmamız gereken
arasını ayıran dipsiz bir çukur var ve çetin savaş Arap aleminde bu iki akım
arasında yaşanacak.
Peki Arap ve Müslümanlar sorunlarını çözmek, güven, barış
ve huzura kavuşmak için iki asır bekleyebilir mi? Tabi ki hayır. Ancak sorunun
kolay olduğunu veya çiçek vadisinde kısa bir gezintiye benzeyeceğini sanan
yanılır.”
GA : Haşim Salih’in Araplar ve Müslümanlar hakkındaki bu
gözlemini karmaşıklık paradigması ile gözden geçirebiliriz. Burada dipsiz çukur
modernitenin standart bilgi teorilerinin yetkili olamadığı alan. Kaos kontrolünde olmayan karmaşıklığın
olduğu yer. Burada yetki ne kuramda nede gözlemlerde. Yetki artık simülasyonda.
Bu çukur fizik ve kimya olayları
arasındaki, kimya ve biyoloji olayları arasındaki karmaşıklık çukurundan daha
daha daha karmaşık. Burada modernitenin yetkisi yok. Tarihi simülasyonunun
vereceği ürünler (simülakr)
hareketlendirecek ve yönlendirecek. Mezopotamya gibi Avrupa
bilgi/iktidar sınırları dışında düzensiz duyarlı insani davranışların hala
yaşadığı kültürlerde ve toplumlarda bu karmaşıklık çukurundan ortaya çıkacak
ürünü daha önceden öngörmeniz olanaksız. Bırakalım Haşim Salih’i bunu Batının
tüm beyinleri ellerindeki en hızlı bilgisayarlarla bir araya gelse öngöremez.
ÖH : Batı uygarlığının silahlı kuvvetlerinin burada neden
olduğu anlaşılıyor değil mi?
GA : Çünkü burada ortaya kendiliğinden çıkacak olan
Batının öngöremediği bir ürün Batının buradaki halklara uygulamak istediği ve
Haşim Salih’inde beklentisi olan modernleşme projelerini altüst edebilir. Yeni
kültürel çözülmeler ortaya çıkabilir. Bu da küresel kapitalist iktidarın yeni
dünya düzeninin projesinin iflası olur. Haşim Salih burada karmaşıklık
paradigmasının öneminin farkında olmayabilir ama Fukuyama ve onun Harvardlı
arkadaşları bunu çok iyi biliyorlar. O yüzden Mezopotamya gibi dünyanın en
duyarlı bölgesinde önceden sanal simulasyon mekanizmaları oluşturuyorlar.
Ötekiler ve ötekiler için sanal Medeniyetler savaşı. Kendileri için Matrix
filmleri.
ÖH : Haklısınız. Haşim Salih’in makalesinde şu
söylediklerinden de bu dipsiz çukuru ve
Arap aleminde iki akım arasında çıkacak dediği çetin savaşı değerlendirirken
karmaşıklık diye bir kavramı dikkate almadığı ortaya çıkıyor.
“Sorunların en büyüğü hala önümüzde ve ben bu yüzden
bazılarının Arap birliği ve Avrupa birliği karşılaştırılması yapıp ‘ilkinin
nasıl başarısız, ikincisinin ise başarılı olduğu’ yollu şaşkınlık belirtileri
sergileyenlere şaşıyorum doğrusu. Bir kere karşılaştırma temelden hatalı ve
kesinlikle uygun değil. Zira Avrupa halkları ne istediğini ve istemediğini iyi
bilen, olgun ve rasyonel halklar. Sonra her şeyde önce karanlık geçmişin ve
ortaçağ aklının bütün tortularından kurtulmuş özgür halklar onlar. Dört asır
boyunca sayısız fizik ötesi, bilimsel, felsefi ve son olarak siyasi devrimler
özgürleştirdi onları. Avrupa halkları dini reformun ve fizik ötesi
özgürleşmenin, yani ortaçağın karanlık dönemlerinde uzun süre Hıristiyan
insanın aklına hükmeden bütün ideolojik kabullerden kurtulmanın anlamını iyi
bilmekte...
Bugün Arap dünyasındaki tarihin hareketi Avrupa’daki
tarihin hareketinin tersine parçalayıcı ve çözülmeci bir yönde akmakta. Bu
yüzden Avrupa Birliği’nin başarılı Arap Birliği’nin ise başarısız olmasının
sebebini garipsememeliyiz. Ortada bu başarısızlığın nesnel sebepleri
bulunmakta. Hatta daha da ileriye giderek diyorum ki Arap dünyasında
günümüzdeki özgürlükçü ve birleştirici hareket, aslında parçalayıcı hareket.
Peki niçin? Çünkü gerçeğin kendisi uzun süren baskılar, ideolojik yalanlar ve kör sloganlar sonrası konuşmak ve patlamak istemekte. O halde
bırakalım gerçek konuşsun, patlamayı doyana kadar patlasın. Sonrasında ne yapıp
yapamayacağımızı görürüz. Fakat öncesinde şu anki tarihin hareketine karşı
yürüyen milli, ‘ulusalcılık’ ve diğer tüm sloganlar adı altında çözülme
hareketini engelleyenlere hayır demeliyiz.
Avrupa’nın siyasi mucizeyi andıran modernleşme projesinin çözülme ve birleştirme olarak iki
hareket üzerine bina edildiğini bilmek lazım. Başlangıçta bilinçte kök salmış
bütün klasik düşünce ve ideolojilerin çözülme işlemi yerine getirildi. O vakit
Avrupa bilinci bugün Arap ve İslam dünyasında yaşandığı gibi korkunç bir
parçalanmış, mezhepler ve dinler çatışması sürecine girmişti... “
GA : Haşim Salih Arap dünyasında oluşan çukurdaki
karmaşıklıkla oluşacak simülasyonun Batı’daki gibi aynı ürünleri vereceğinden
nasıl bu kadar emin olabiliyor. Bunu ancak
Fukuyama’nın tezini kabul ederseniz söyleyebilirsiniz. Bir kere 200 yıl
öncesi sinemalar yoktu. Medya yoktu. İletişim, ulaşım nerdeydi? Teknoloji
neredeydi? İktidarlara karşı veya iktidarların yanında olan sivil toplum
örgütlenmeleri mi vardı? Yani insan bugün olduğu gibi, bu kadar bu kadar karmaşık
değildi. Ayrıca buralarda düzensiz duyarlı insani davranışların derin kökleri
de var. Geçenlerde “ihbarcı” çocuğunu öldürmesi istenen baba, çocuğu öldükten
sonra “Tanrı bile Hz. İbrahim’in bunu
yapmasına razı olmamıştı” demedi mi?
Avrupa’da 200 yıl önce ortaya çıkan kırılmaların ürünü ile bugünün
Mezopotamyasındaki simülasyonların ürünü aynı olur mu? Avrupa’da o zamanın
ürünü gerçeğe ne kadar yakınsa, Mezopotamya’da bu zamanın ürünü o kadar hiper
gerçektir.
ÖH : Haşim Salih’in beklediği bu modernleşme projesi
nasıl olur?
GA : Üniversitelerini açtırır, eğitimini dayatır.
Normalleştirme programlarını uygulatır. Çok bileşenliği ve kültürlüğü yok
ettirir. Filmlerini yapar. Medyasını
harekete geçirir. Bu mekanizmalarla sanal simülasyonlar oluşturur ve hiper
gerçekler yaratır. Sonra bir günde gelir askerleri ile, silahları ile ve
“modernleşme projesini” tamamlar. Haşim
Salih Araplar ve Müslümanlar için bu şekilde oluşacak bir modernleşme projesi
mi bekliyor?
ÖH : Demek ki, Karmaşıklık paradigması Haşim Salih’in
görüşlerini Fukuyamacı bir yaklaşım olarak görüyor, ama makalesinin sonlarına
doğru şu söyledikleri sizin karmaşıklık kuramınıza bir örnek olarak alınabilir
diye düşünüyorum:
“Evet bugün gözlerimizi kamaştıran bu uygarlık (Batı)
bunun faturasını çok ağır ödedi. Bedelini ödedikten sonra artık hiçbir
şekilde geriye dönme arzusu
taşımamaktadır. Kendileriyle hesaplarını gördükten, yanlış düşüncelerden
çözüldükten sonra tamamen yeni temeller
üzerine birleşme süreci başladı. İşte o vakit bugün kendisini yeryüzünün bütün
halklarına mecbur bırakan modern insanlık felsefesi billurlaştı. Fakat bu
felsefe ortaçağın bütün fizik ötesi düşüncelerinden karış karış çözülmeden
çıkmadı. Bu yüzden modernleşme projesinin genel hareketliliği içinde çözülme,
birleşme sürecinden önce gelir. “
GA : Batı aydınları bugün bu son 200 seneyi tartışıyor;
Haşim Salih’in Araplar için özlemle beklediği “Modernleşme Projesi” ilerleme ve
modernite paradigmalarının dışında kalan paradigmalar ile gözden geçiriliyor.
200 senelik Avrupa’nın aydınlanma projesi ve bunların uygulamaları
sorgulanıyor. Yeni düşünceler ortaya atılıyor. Bu çabaların içinde olanlar
Batı-bilgi iktidarı sınırları dışında olan “aydınlar” da değil; bunlar “Bugün
gözlerimizi kamaştıran bu uygarlık (Batı)” nın aydınları. Bu yeni oluşumlardan
Türkiye gibi Arap ve Müslüman dünyası da etkileniyor. Şimdi 200 sene önceki
gibi değil ki. Hatırlayalım; kuvantum fiziği 1900 da ortaya çıkmıştır, 1930 da
tamamlanmıştır. Türkiye’de kuvantum fiziğinin kullanıldığı araştırmalara
1950’li yılların ortalarında başlanmıştır. Nerde ise 50 yıllık fark var. Ama
bugün öyle değil. Her değişim her yerden görülüyor. Her düşünce her yerden
okunabiliyor. Bizler, Arap ve Müslüman dünyasının aydınları da bunları görüyor,
okuyor ve yazıyor. Bu değişimleri değerlendirebilecek Haşim Salih gibi
düşünürler, sosyologlar, felsefeciler, kültür bilimcileri Arap ve Müslüman
dünyasında da mevcut.
ÖH : Haşim Salih başka bir makalesinde Arap ve Müslüman
dünyasının aydınları için şu zorluklar var diyor ama:
“Zira tarihi metodu uyguladığımız zaman geleneğin büyük
gerçeklerinin ortaya çıkacağına yönelik ürkütücü bir korku var ortada. Yüzlerce
yıldır yaşadığımız birçok derin tasavvurlarımızı kaybetmemizin korkusu var. Bu
yüzden Avrupa’daki aydınların izi sürüldü hatta Hıristiyan geleneğinin sıcak
hakikatlerine yaklaştıkları zaman bazen fiziki tasfiyeye maruz kaldılar. Bu
yüzden Arap ve İslam dünyasında aydınlar takibe alınmakta. Kendilerini bu yasak
bölgeye yaklaşmaktan engellemek isteyen kolektif zorba gizli eller bulunmakta.”
GA : Doğru, sistemin zorbaları her yerde var. Ama çok
hızlı da olsa Arap ve Müslüman dünyası 200 senelik “modernleşme projesini”
oluşumunu tekrarlama durumunda değil; zaten bu da mümkün değil. 200 sene
öncesine göre düzensiz insani davranışlar daha daha çok karmaşık. Haşim Salih böyle bir tekrarın artık
olamayacağını bilmiyor mu? Bence, ödenecek bir
bedel varsa, bu bedel ancak 200 yıllık Batı-bilgi iktidarı tahakkümünü
sona erdirebilecek yeni oluşumlar
karşılığında olmalı. Yoksa Arap ve Müslüman dünyasında, örneğin bugün
Irak’ta ve Filistin’de ödenmekte olan ve ödenecek olan faturaların ne anlamı
olur ki?
ÖH : O da buna benzer şeyler söylüyor;
“O halde bizler (Araplar ve Müslümanlar) sonunu değil
başlangıcını gördüğümüz bir çözülme hareketi içine girmiş bulunuyoruz. Bu
hareket gidebileceği yere kadar gidecek. İşte gerçek, bastırılmış duyguları ile
patlamakta ve bütün açıklıyla konuşmakta. Başlangıçta bu durum bizi
şaşırtabilir, ancak olması kaçınılmaz. Arap partilerin donuk dilinin tarih
öncesi döneme ait gibi doğruluğunu kaybettiği ve hiç kimseyi ikna etmediği
ortada. Fakat enkaz altında yeni bir dil belirecek; doğruluğun, açıklığın,
şeffaflığın dili...”
GA : Tamam da, söylediği çözülmenin Batı iktidarının
küresel simülasyon mekanizmalarının etkisi dışında olması lazım. Eğer siz
modernleşme projesinin peşindeyseniz, bunu Batının simülasyon mekanizmaları
dışında kalarak yapamazsınız. Bunların ötekiler için geliştirdiği içleri
boşaltılmış eğitiminin, biliminin, felsefesinin, sanatının, edebiyatının
dışında kalamazsınız. Yani enkaz
altından çıkacak olan bu yeni dilin temellerinin modernitenin simülasyon
mekanizmalarından bağımsız olması gerek. Bu dilin duyarlı düzensiz insani
dinamiklerin bir ürünü olması gerek. Yoksa bu dil Batının simülasyon
mekanizmalarının ürünleri ile ortaya
çıkan bir dil olur. Böylece Arap ve Müslüman dünyasında “modernleşme projesi” gerçeklenir, bu dili kullanan küresel kapitalizmin
hizmetinde mişler ve gibilerle maskelenmiş bir azınlık iktidarı üstünüze çöker.
İnsanı özneleştiren sistemin oluşmasını engelleyemezsiniz.
ÖH : Burada Haşim Salih’in kullandığı çözülme kavramını
karmaşıklık olarak düşünemez miyiz? Bakın Haşim Salih başka bir makalesinde bu
çözülmeye açıklık getirmiş.
“Ortaçağ’ın baskıcı metafizik tasavvurundan modern
çağların özgür laik tasavvuruna taşınma operasyonu iç kanama ve dalgalı
sarsıntılar olmaksızın yerine getirilemez kesinlikle. Şu an yaşanan tam olarak
bu. Bulanıklaşan gerçeğimize yaklaşır yaklaşmaz kanama ve sarsıntı artmakta. İlk
çağlarda şekillenen büyük hakikatler bölgesine yaklaşır yaklaşmaz kanama ve
sarsıntı artmakta. İlk çağlarda şekillenen büyük hakikatler bölgesine yaklaşır
yaklaşmaz dalgalı sarsıntılarımız artmakta.”
Haşim Salih’in çözülme olarak bu söylediği bu karmaşıklık,
sizin söylediğiniz düzensiz duyarlı insani davranışlar sonunda olmuyor mu?
GA : Evet ama; Haşim Salih bu çözülmenin, yani karmaşıklığın, makalesinin başında “modern
akım” olarak söylediği;
“Çağdaş Avrupa devletlerinde somutlaşmış; aydınlanma dönemi
sonrası şekillenen; nihayetinde modern, demokratik, hukuk, dini hoş görü, inanç
ve vicdan hürriyeti tanıyan, etnik-dini kimlik ayırımı yapmaksızın tüm
evlatlarına eşit davranan devlet’e yol açan bir düşünce.”
Çekicisinde sonlanmasını ve dengesini bulmasını
bekliyor. Arap ve Müslüman dünyasındaki
bu “kanamalı ve dalgalı” karmaşıklığın Batı uygarlığının dışında yeni bir
oluşuma uç vermesini beklemiyor. Yani “ilk hakikatler bölgesinde” Batı
uygarlığının dışında yeni bir oluşum aramıyor.
ÖH : Bu olabilir mi?
GA : Niye olmasın. Ortadoğu’da, Mezopotamya’da kökleri Batı uygarlığı öncesi medeniyetlere
uzanan, Batı/bilgi iktidarı sınırı dışında yaşayan, normalize edilememiş düzensiz duyarlı davranışlar hala mevcut.
Bunlar iç mekanizmalar tarafından bastırılmış olabilir, yer altında da yaşıyor
olabilir. Bakın Harran ovasına, bir zamanlar aya ve güneşe tapanların yaşadığı,
biraz su yüzü gördü yeşerdi. Biraz daha su görsün, bakın oralardan ne yapısal
olmayan mitolojiler çıkacak. Ama Batı uygarlığı iktidarının küresel simülasyon
mekanizmalarını devreye girerse buralara, bileşenler sıralanır, bunlarda
zamanla normalize olur. Beklenen değişim olmaz. Olursa da Haşim Salih’in özlem
duyduğu bir çok Batılı aydının bile artık yeter dediği, Batı-bilgi/iktidarının
“moderm akımı” gerçeklenir.
ÖH : Haşim Salih makalesini şu cümlelerle tamamlıyor.
“Önümüzdeki yıllar Arap dünyasındaki ürkütücü doğrular
yıkılacak ve yerini felsefi ve bilimsel akıl üzerine kurulu yeni doğruların
alması için çözülecek. Düzeltme köklerden, daha derinlerden başlayacak.. şayet
hastalığın köklerine ulaşamazsak bu hastalığa veya kendimize şifa bulamayız.
Evet Arap dünyasında tarihi savaş patlak verdi ve yakın zamanda da sona ermesi
mümkün değil.”
GA : Evet. Arap ve Müslüman dünyasında bugün karmaşıklık
var. Ama bu karmaşıklığı, bileşenlerine ayırmadan bir bütün olarak bakıp
değerlendirmek lazım. Çünkü bir karmaşıklıkta en iyi çözümü bu bütünün kendisi
üretir. Bunu karmaşıklığın kendisine
bırakmalısınız. Haşim Salih Arap ve İslam dünyasındaki çözülmeden, kanlı
ve dalgalı patlamalardan bahsediyor ama bu oluşumu karmaşık bir bütün olarak
almıyor. Çünkü kendi insanının düzensiz duyarlı insanı davranışlarının bu
karmaşıklıktaki öneminin farkında değil. “Kanlı ve sarsıntılı” karmaşıklık
içinde “modernleşme projesi” için tercih ettiği bileşenler var. Haşim Salih’in bu bileşenci yaklaşımı düzeni
bulmaktır, tek çözüm vardır. O da yeni
dünya düzeni iktidarın bir kölesi olacak olan Arap ve Müslüman dünyası için
“modern akım” olacaktır. O yüzden Arap ve İslam dünyası i değerlendirmemiz
ondan farklı. Halbuki, karmaşıklıkta mevcut çekici merkezlerinin dağılması
lazım ki kaos kontrol altına alınamasın. Bunun için Batının ötekiler için
düzenlediği simülasyonlar dışında olabilecek veya bu simülasyonları bozabilecek
düzensiz duyarlı insani davranışların önünü açmak gerek. O zaman bu karmaşıklık
kendisinin yaşayabilmesi için en iyi ürün verecektir. Bu Batı uygarlığının yeni
dünya düzeni iktidarının dışında yeni bir oluşum olabilir.
(*) Söyleşi Özgür Hayat Gazetesi, 15 Ağustos 2003,
sayı 32 ve 01 Eylül 2003, sayı 33 de
yayınlanmıştır.