BAUDRİLLARD’IN SİMÜLASYON KURAMI’NIN KARMAŞIKLIK ELEŞTİRİSİ;
Düzensiz Duyarlı İnsani Davranışlar Dinamiği Kuramı
Işığında
“Büyük
Ortadoğu Projesi”
İnsanoğlu internet, yazılı ve
sözlü medya, sinema, moda ve eğlence, cep telefonları gibi iletişim
teknolojileri ile gittikçe daha da karmaşıklaşan bir dünyada yaşamaktadır. İletişim, ulaşım, organizasyonlar, sivil
toplum örgütlenmeleri gibi etkileşmelerle böylesine karmaşıklaşan dünyada insan
davranışlarındaki duyarlılık ve düzensizlik gittikçe artmaktadır. Bu gelişme
kurgulanan tüm simülasyon mekanizmalarına rağmen düzeni, yani iktidarları
rahatsız edecek boyutlara gelmiştir.
Dünyayı saran bu global
karmaşıklığın yanında Ortadoğu, özellikle Mezopotamya bölgesi, insan
dinamiklerinin kurguladığı çeşitli boyutlardaki ve formlardaki insani
sistemleri ile ve bu elemanların kendi iç dinamikleri örgütlenmeleri ile, geniş
bir karmaşık sosyal sistemler çukurları ağı özelliği göstermektedir.
Kendiliğinden organize olmuş bu örgütlenmeler ve bunlar arasındaki
etkileşmelerin, iletişimlerin ve ilişkilerin bir saç örgüsü gibi
dolanmışlıklarından oluşan bu karmaşıklık yapısı ile Ortadoğu modernite
iktidarlarının soğuk savaşla birlikte geliştirdiği Baudrillard kuramı ile
anlamlaşan sosyal gerçekler üzerine kurulmuş küresel simülasyon programlarına büyük
bir ölçüde duyarsız kalabilmiş dünyadaki ender bölgelerden biridir. Aksine
Ortadoğu’da kendiliğinden oluşan düzensiz duyarlı insani davranışlar
dinamiklerinin kurguladığı simülasyonlar hükmetmektedir. Bu simülasyonlar Batı
Uygarlığının bu bölge halkları (ötekiler) için çok önceleri için kurguladıkları
simülasyon mekanizmalarını, örneğin Edward W. Said’in oryantalizm paradigması
kavramı ile kitabında uzun uzun açıkladığı gibi, etkisiz kılmıştır. Bu yok edilemeyen yerel duyarlılığın kurguladığı simülasyonların tükenmeyen
kaynaklarından bir diğeri de Ortadoğu’nun kültürel alt yapısının sahip
olduğu karmaşıklıklar sonrası ortaya
çıkmış bağımsız kendiliğinden toplumsal değişimler, dönüşümler ve evrimlerdir.
Öyle ki Batı uygarlığı ile örtüleştirilmek istenen insanlık tarihinin
köklerinin bu değişimlerle, dönüşümlerle ve evrimlerle hala beslenmekte
olmasıdır. Bu bölgenin duyarlı düzensiz insani davranışlarına bilinç altında farklı bir sorumluluk
yüklemiştir. Edward Said kitabının (Şarkiyatçılık, Batı’nın Şark Anlayışları,
çev. Berna Ülner, Metis Yay. İst. 1999 ) giriş bölümünde bunu farklı bir
söylemle vurgular:
“Şark Avrupa’nın sadece
komşusu değildir; Avrupa’nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin
mekanı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, (Burada araya girersek; Edward
Said’in Şark’ı Ortadoğ’udur Avrupa’nın
ortak dilini arama projesinin en etkin aydınlarından biri olan Umberto Eco’da
bunu inkar etmez.) kültürel rakibi, en derin, en sık yinelenen Öteki
imgelerinden biridir. Ayrıca, Şark,
onun karşıt imgesi, düşüncesi, kimliği, deneyimi olarak Avrupa’nın (ya da
Batı’nın) tanımlanmasına yardımcı olmuştur.”
Ve okuyuculara Goethe’nin şiirini hatırlatır;
“İnsan ırkının kaynağına
(Şark) geri döneceğim, orada saflığı, doğruluğu bulacağım.”
********************
Davetsiz Misafir
Dergisi’nin daha önceki sayılarında yayınlanmış olan yazılarımızda “Düzensiz
Duyarlı İnsani Davranışlar Dinamiği (DDİDD)” kuramı üzerinde genişçe durmuştuk.
Geliştirdiğimiz bu kuramda sosyal sistemlerdeki karmaşıklık çukurları ağının
düzensiz duyarlı insani davranışları dinamiğinin ördüğü kabul edilir ve bu
örgünün dili doğada mevcut olan karmaşıklık çukurlarındaki kendiliğinden
simülasyon özellikleri analoji ve metafor yapılarak (karmaşıklık paradigması)
kurulur.
Her şeyden önce
DDİDD kuramı sosyal sistemler üzerine düşünürken analitikçi ve kartezyenci
düşünce iktidarlarının (modernite) prangalarından özgürleşmiş olmanın
nedenselliğini ortaya koymaktadır. Bu
arayış bir postmodern eleştiri olarak değerlendirile bilinir. Ancak bir kuram
olarak modernite dışında bir çözümleme getirerek sosyal sistemlerin gelişmesinin, değişmesinin ve evrimleşmesinin üzerine modeller
geliştirmenin önünü açma amacımızda göz ardı edilmemelidir. Ayrıca bu kuramla
dünyaya yeni yollardan bakma arayışlarının Batı Uygarlığının iktidarı için
geliştirdiği küresel simülasyon dayatmalarını boşa çıkartmada ve ötekiler için
geliştirdikleri yerel simülasyon mekanizmalarını aşmada yeni felsefeler ortaya
koymanın, yeni kültür ve sanat dönüşümleri ve metaforları başlatmanın
başlangıcına katkıda bulunabileceğine inanıyoruz.
Yukarıda belirttiğimiz
Ortadoğu’nun bu özel karmaşık yapısı temellerini karmaşıklık paradigması kavramı üzerine kurduğumuz “Duyarlı Düzensiz
İnsani Davranışlar Dinamiği (DDİDD)” kuramı ile incelenebilir. Kuram
Ortadoğu’daki sosyal yapının bir ucunun bu karmaşıklıktan oluşacak bir kaos
fazı sonrası kendiliğinden değişimlere ve evrimlere açık olduğunu söyler. Bu
değişimlerin ve evrimlerin ne zaman, ne büyüklükte olacağını ve etkisinin nasıl
olacağını bırakalım modernite paradigmalarının bilgi teorileri bir yana, kaos
kuramı bile öngöremez.
Ortadoğu’daki insan
sistemlerinin oluşturduğu karmaşıklık özelliklerinin farkında olan ve buranın
düzensiz davranışların hakimiyeti altına girdiğini bilen Harrington, Fukuyama
gibi “bilim adamları” düzenli yapısallaşmış ve be neden ile değişime kapanmış
olan Batı Uygarlığının, kapitalist küresel iktidarlarının Yeni Dünya Düzeni
geleceği için endişelidirler. Uğradıkları bu panik atakla ortaya sonculuk fenomenleri
atmalarının ve “bir yerlere” bilim adına sundukları medeniyetler savaşı
projesinin amacı açıktır. Ortadoğu (özellikle Mezopotamya) Galileo ile başlayan
indirgemeci ve doğrusal düşünce hükümranlıkları için her an bir tehdide dönüşebilir, Ortadoğu’da üzerini modern
bilimler ve aydınlanma simülasyon mekanizmaları ile örttükleri uygarlıklarının
evrensel olduğunu boşa çıkartacak değişimler olabilir, bu değişimler, bir
evrime, “Tarihin Sonu” teorilerini boşa çıkartacak bir yeni uygarlığın oluşumuna neden olabilir.
Bu “bilimsel” saptanmayı “bir
araştırma merkezleri” uygun görmüşler ki, davranışları öngörülmeyen ve her an
kendiliğinden bir değişimle iktidarlarına tehdit olabilecek bu bölgede
uygarlıklarının Yeni Dünya Düzeni için önceden öngörülebilecek bir güvenlik
sistemi (Büyük Ortadoğu Projesi) oluşturulmasına karar verilmiş ve uygulamaya
geçilmiştir.
**************************************
Bu “tehlikeli bölge” için, Jean
Baudrillard’ın simülasyon kuramına dayanarak demesi ile kendileri için “evrensel
strateji adı altında inanılmaz bir önlem ve caydırma stratejisi
güdülmelidir.” Boudrillard “Olay’a
İlişkin ve Sanal” başlıklı 30 Nisan 2004 tarihli İstanbul konuşmasında bu konuda şöyle devam eder;
“Steven Spielberg’in
Minority Report filminde böyle bir öykü sunulmaktadır. Filmde yakın bir
gelecekte işlenebilecek suçları önceden tespit edebilen ön sezilere sahip
beyinler aracılığıyla suçluyu, suçu işlemeden yakalayıp etkisiz hale getiren
komandolar vardır. Irak Savaşı’nın senaryosu da bundan farklı değildir. Henüz
gerçekleşmemiş bir eylem, yani Saddam’ın kitle imha silahlarını kullanma
iddiası bahane edilerek suç, daha kuluçka aşamasındayken saf dışı edilmeye
çalışılmaktadır. Pek tabii burada sorun, suçun gerçekten işlenip
işlenmeyeceğini tespit etmektir. Ancak bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Önemli olan suçun gerçek anlamda cezalandırılmış olmasıdır.”
Düzensiz duyarlı insani
davranışlar dinamiği (DDİDD) kuramının Boudrillard’ın ekonomik ve sosyal gerçekler üstüne kurduğu simülasyon kuramı çerçevesinde
Irak Savaşı için yukarıdaki değerlendirmesini kapsayarak aştığını
söyleyebiliriz. Bu geldiğimiz sonuç hakkında Boudrillard’ın düşüncelerini öğrenmek için İstanbul
konuşmasında kendisine aşağıdaki soruyu
sormuştuk. (Davetsiz Misafir Dergisi’nin Bahar 2004 sayısında yayınlanan özgün
çeviri metninden alıntı yapıyoruz.)
“Sayın Profesör. Sizin
simülasyon kuramınızla fizikçilerin yaptığı simülasyon kuramı arasında bir
benzerlik var. Ben buna bir de karmaşıklığı eklemek istiyorum. Burada
simülasyon kendi kendine oluşuyor ve öngörülmez olaylar oluşuyor. Şimdi Irak
Savaşı’na karmaşıklık paradigmasıyla yaklaşırsak ben bu savaşı, iktidarların
yani Batı Uygarlığının orada karmaşıklık sonucu ortaya çıkacak ve onlara
alternatif olabilecek bir yeni uygarlığı şimdiden önlemesi teşebbüsü olarak
görüyorum. Çünkü oradaki oluşum alt yapısı olan, geniş bir kültürü olan, tarih
öncesine dayanan ama modernitenin tesiri altına girmemiş bir yapı. Ben Irak
müdahalesini, orada (Mezopotamya) oluşabilecek böyle bir alternatif bir düzeni
önceden önleme girişimi olarak (kurama göre) yorumluyorum. Bu yoruma ne
dersiniz?”
Baudrillard’ın aşağıdaki
değerlendirmesinden sorumuza doyurucu bir yanıt aldığımızı söyleyemeyiz. Bu
zaman darlığından sorumuzu tam anlatamamamızdan kaynaklanmış da olabilir. Ancak
bu metinin okuyucular için değerlendirmemizi anlaşılır bir duruma getirmiştir
diye düşünüyoruz.
“Bilimsel anlamda simülasyondan söz ettiniz. Benim yaptığım
çözümleme bilimsel paradigmalara dayanmıyor. Yine de sosyal, ekonomik birçok
şeye dayanıyor. Ama bilimsel metafor burada çok önemli. En ileri bilimler dahi
bu simülasyon kavramına ulaştılar. Bu konuda çalışmalar yapılıyor bildiğim
kadarıyla. Bilimin ta sınırlarında bir yerlerde ise insan paradigmasının
karmaşıklığı, politik, ekonomik, medyatik ilişkiler, bilimsel paradigmaya
tekabül etmiyor tabii ki. Biz de sürekli olarak bu karar verilemeyen ile
karşılaşıyoruz. Simülasyon modeller üretiyor tabii. Irak’taki savaş için bu
böyle, başka şeyler içinde geçerli. Artık nesnel göndereni yok gerçekliğe. Bir
çeşit hipergerçeklik oluşturuluyor. Sorunun diğer bölümü çok karmaşık.
Simülasyon bir sahtecilik bir yalan anlamında değil. Peki ne, bu sentez
etkisine direnebilir? Evet, belki her kültür bu soruyu kendi kendine sorabilir.
Bizim batılı kültürümüzde bir hegemonya olmasa bile bir model hakimiyeti var.
Belki başka kültürlerde bu olayların vuku bulmasında bir modelin önceliği
mevcut değil, bu da o kültürün canlı bir özelliği. Tabii herkes buna direnip
direnemeyeceğini kendisi bilecek. Ama tabii ki simülasyon sanal olarak bugün
kültürlerin tümüne uygulanabilir. Çünkü bu kültürlerin hepsi sömürgecilikle
veya sömürgecilik olmaksızın bir bilgisayar sistemine bağlandı ve hiç kimse
enformasyon ve iletişim konusundaki birtakım teknik sorunlar dışında bundan
kaçamıyor. Acaba kültürler içinde bireyler bir egemenlik, bir özerklik
sürdürebilirler mi? Böyle olabileceğini umut ediyoruz ama şunu söylemek gerekir
ki bunu ölçebilmek çok zor. Bugün bir takım otantik kültürler için, yerli
kültürleri için bile göstergeler oldukça çelişkili olmaktadır; çünkü bu
simülasyon kümesine onlar da katılıyorlar. Benim gerçekten şahsi bir cevabım
yok bu konuda.”
*********************************
Baudrillard’ın İstanbul
konuşmasından da dinlediğimiz gibi simülasyon kuramı Irak Savaşı’nı değerlendirmede yanlış değildir,
ancak sorumuza verdiği yanıttan anladığımız insan paradigması karmaşıklığında
kendiliğinden simülasyonların oluşabileceğini
kendi de kabul etmekte ve bu durumda ancak gerçekler üzerine kurulabileceği
simülasyon kuramın yetersizliğini vurgulamaktadır. Bu durumlarda, örneğin Irak
olayında olduğu gibi, simülasyon kuramının bu yetersizliğini DDİDD kuramımızın
azaltabileceğini düşünüyoruz. Şöyle ki;
Ortadoğu, özellikle Mezopotamya
bölgesi Batı Uygarlığının evrenselliğine son verebilecek yeni bir uygarlığın
kendiliğinden ortaya çıkması için gerekli tarih öncesi birikime ve istenen
karmaşıklık özelliklerine sahip bir bölgedir. Bu karmaşıklık Baudrillard’ın
kuramının aksine gerçekler üzerine kurulmayan ve ancak o an üzerine kurulacağı
hiper-gerçeklerin neler olacağına karar veren simülasyonlar oluşturur. Bu
simülasyonların ürünleri olan simülakrlarla Ortadoğu’da ortaya çıkabilecek bu
değişimi sezen Yeni Dünya Düzeni’nin mühendisleri medeniyetler savaşı projelerini
hazırlamışlardır. Steven Spielberg’in Minority Report filminin öyküsü bu
senaryolarının basit bir simülasyon
modellemesidir. Bu model bir zamanlar (2000 yıl kadar önce) hahamların
iktidarına son verecek değişimi engellemek için beli yaştaki çocukların
kesilmesi gerçeği üzerine kurulmuştur.
Ortadoğu karmaşıklık için
öylesine zengin ve özeldir ki modernite iktidarlarının tüm sistem mühendisleri
iktidarlarına son verebilecek değişimi öngörememektedirler. Büyük Ortadoğu
Projesi küresel iktidar heveslilerinin bu panik korkusu tetiklenmesinden ortaya
çıkmıştır. Bu korku Michel Foucault’un anlattığı aydınlanma sonrası Avrupa
kültürü iktidarını güçlendirmedeki
hapishanelerin doğuşu, deliliğin tarihi değildir. Bu Batı uygarlığının evrensel olmadığının
öngörüsü korkusudur. Bu nedenle o an öngörebilecekleri o an gelmeden Ortadoğu
halklarını cezalandırmalıdırlar ve geleceği göremediklerinden şimdiyi
geçmişinden önce yok etmelidirler. Bu yüzden Irak halklarına ve Filistin
halkına kıymaktadırlar. Korkuları öylesine büyüktür ki Yeni Dünya Düzeni
komandolarını değişimin öncüleri olacak düzensiz duyarlı insani davranışları
dinamiklerini yok etmek için Irak’a göndermişlerdir.
Son söz: Kültürler ve
uygarlıklar yaşam gibi karmaşıklık sonrası çıkan düzenler (periyodik altın
döngülerin evrimi) üzerine kurulmuştur.
Ortadoğu’da düzensiz duyarlı insan davranışlarının dinamiği hegemonya
sınırını çoktan aşmıştır. Buradaki karmaşıklık açık ucuna gidişi kimse artık
durduramaz. Bu karmaşıklıkla oluşabilecek kaos eşiği sonrası çıkacak değişim ve
evrim yeni uygarlığı oluşturacaktır ve o anı ancak o an görebileceğiz. Ancak
kuramımızla şunları öngörebildiğimizi söylemekten kaçınmıyoruz; o an sonrası
kitlenmiş olan Batı uygarlığının evrenselliği sona erecek, “tarihin sonu” tezleri
boşa çıkacaktır. Ayrıca, evrime ulaşan karmaşıklık kendini düzene sokmak
isteyen davranışları af etmez.
Kendine ihanet eden Ortadoğulu
halk(lar)ı tarihten siler.