İntifadanın arifesinde bu dünyadan ayrılan EDWARD W. SAID
anısına.
“İlerleme ve modernite paradigmaları ile geliştirilmiş ve
standartlaştırılmış olan bilgi teorilerinin yetkisi dışında tanımladığımız ve somut örneklerle kavramlaştırmaya
çalıştığımız karmaşıklık paradigması ve
kaos kuramı ile şunu açıklamaya çalıştık:
İktidarlarını sürdürebilmek için insanın kendine
yabancılaştırıldığı, sistem tarafından modernite ve ilerleme adına çeşitli
küresel ve yerel simülasyon mekanizmaları ile insanın tutsak alındığı,
özgürleşmesinin önünün kapatıldığı bugünkü dünyada düzensiz duyarlı insani davranışların oluşturacağı dinamikler
sistemden bağımsız hareketlenmelere neden olacak alternatiflerden biridir.
İnsanın gittikçe karmaşıklaştığı bu süreçte, insanın özgürleşmesine kapatılmış
olan yolu, sistem tarafından düzen adına dışarılanmış olan ve biz iktidar
karşıtlarının, biz devrimcilerin de son yıllara kadar bir çok “kurallar”
nedeniyle aşağıladığı, horladığı, ciddiye almadığı (bir çok iktidar ve sistem karşıtı, Marksist ve devrimci aydın
hala bundan kurtulamamıştır) duyarlı düzensiz davranışların oluşturduğu sistem
dışı dinamikler açabilir. Bu dinamikler, bireylerin sisteme olan prangalarını
gevşetecektir, iktidarların simülasyon mekanizmalarının öngörmelerini
zorlaştıracaktır. Bunlar toplum hareketlenmelerinin, toplumsal değişimlerin ve
sosyal olayların gizli potansiyelleridir. Artık, iktidarları çözen yeni
teoriler yapmamızın, yeni felsefeler ortaya koymamızın, yeni ideolojiler
geliştirmemizin, ütopyalar sonrasına gitmemizin, yeni kültür ve sanat
dönüşümleri ve metaforları başlatmamızın görülmeyen kaynakları bunlardır.
Özgür Hayat Gazetesinde ( Özgür Hayat sayı : 34) yayınlanan söyleşimizde Edward Said’in
paradigma-kurucu çalışmasını, Şarkiyatçılığı düzensiz duyarlı insani
davranışlar dinamiği ile incelemiştik. Edward Said Şarkiyatçılık çalışması ile
Batı uygarlığının Doğu hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuştur,
şarkiyatçı bilgilerin emperyal ve sömürgeci iktidarlarla veya özellikle yeni
sömürgeci bir nitelik arz eden kurumlarla ve güçler ile bulanık ilişkiler
içinde olduğunu söylemekden çekinmemiştir.
Edward Said Doğu kökenli, Filistinli bir aydın olduğunu
Michel Foucault’un bilgi ve iktidar yaklaşımından farklı düşünceleri ile,
Thomas Kuhn’un aksine bilginin Batı dışında etkilerine önem vermesi ile
kanıtlamıştır.
Bir simülasyon
olarak Şarkiyatçılığın
ürünlerinin (simülakr) bugünkü dünya ile alakası olmadığını 11 Eylül İkiz Kuleler olayı için yazdığı son
makalesinde,
“Sözgelimi ABD'nin
vaktiyle Saddam Hüseyin ve Usame bin Ladin'i
silahlandırıp teşvik ettiği gerçeği hesaba katılmıyor”
diyerek
kabullenmiştir.
Filistinli çocuklarla birlikte attığı taşlar, onun cesur
bir bilim insanı olduğunu ve gene o makalede bir Harwardlı olmasına karşın
Fukuyama’dan farklı bir yerde durduğunu göstermiştir.
“Fukuyama'nın
tarihin sonunu ilan eden o muazzam safsatası veya Huntigton'ın medeniyetlerin
çatışması teorisi, kültür tarihinin keskin sınırlardan veya giriş, gelişme ve
sonuç aşamalarından menkul olduğunu varsaydıkları için yanlıştır. Gerçekte
kültürel-politik alan, sandıklarının çok daha ötesinde bir kimlik, kendini
ifade etme ve gelecek projeksiyonu mücadelelerinin arenasıdır. Fukuyama ve
Huntington, daimi hareket halindeki akışkan, çalkantılı kültürlere, gerçekte
hiçbir yerde var olmayan sabit sınırlar ve iç düzen kuralları dayatmaya çalışan
köktencilerdir.” (Çev. Murat Uyurkulak)
Edwars Said bu
sözleri ile bizim 34 sayıdır söyleşilerimizde karmaşıklık paradigması ile
anlatmaya çalıştığımız düzensiz duyarlı insani davranışlar dinamiğinin önemini de vurgulamaktadır.
Son sözümüzü Edward Said’in şu sözleri ile noktalayalım:
“Entelektüel etrafta dolaşmak, ayakta durup otoriteye yanıt
verebileceği bir konuma sahip olmak zorundadır. Bugünün dünyasında otoriteye
sorgusuz sualsiz boyun eğmek, etkin ve ahlaklı bir entelektüel yaşamın
karşısındaki en büyük tehditlerden biridir çünkü.”